Yasalar çoğu zaman yaşanmışlıkların eseridir…
Ülkelerden örnekler vererek açıklayalım:
Danimarka’da, arabasının altında birinin bulunduğunu gören sürücünün otomobilini çalıştırması yasak. Fransa’daysanız demiryolunda öpüşmeniz ülkenin kanunlarına göre yasaktır. ABD ise berberlerin çocukların kulağını kesmesi ve birine yılan atılması yasaktır.
Bu yasaklara gülmeyiniz.
Emin olun Danimarka’da adamın biri arabasının altında biri varken arabasını çalıştırmıştır ve bu yüzden bu yasak gelmiştir. Veya öpüşme metodu açısından dünyaca ünlü olan Fransızlardan bir çift, demiryolunda öpüşürken trenin altında kalmıştır. ABD’de berberler sık-sık çocukların kulağını kesiyordur ve herkes birbirine yılan atıyordur; o nedenle bu yasaklar gündeme gelmiştir.
Yani bir şey yasaklandıysa emin olun o olay yaşanmıştır ve zararları tecrübeyle sabittir.
Yasalar bu şekilde ortaya çıkar.
Yaşanmışlıklar yasaları ortaya çıkarır, devletlerde söz konusu yasalarla düzeni sağlar.
Devletlerin görevlerinden biride budur; düzeni sağlamak…
Bu nedenle ülkelerde ki mutlak askeri güç devletlerin kontrolündedir.
Devlet düzeni ve o düzeni getiren ‘bireylerin eşitliğini’ sağlamakla yükümlüdür.
Aksi durum söz konusuysa, eşit olmadığına inanan halk duruma isyan eder ve bu isyan o devlet içinde ‘terör’ü getirir.
Ne yazık ki bu da pek nahoş bir durumu beraberinde getirir.
Şimdi gelelim ülkemizde ki söz konusu nahoş duruma!
Ne mutlu ki şiddete varmayan ancak daha da kötüsü ‘psikolojik şiddeti’ içinde barındıran bir durumla karşı karşıyayız.
Memur olanlar ve olamayanlar…
Memurların kurduğu saltanatı gıpta ile izleyen ‘memur olamayanların’, bu psikolojik şiddet karşısında kendilerini nasıl hissettiklerini, acaba bu devleti yöneten ve yukarıda da sözünü ettiğim gibi halkı arasında eşitliği sağlamakla yükümlü olan yöneticiler hiç düşündü mü?
Diğer taraftan o memurların sürekli eylem yapmasına ne demeli?
Bu durum karşısında ‘memur olamayanlar’ sizce ne düşünüyor?
Hadi bunları geçtim; sonuçta torpili olan girmiş, ununu sermiş, bakıyor keyfine…
Peki ya yasalara aykırı olarak, hem kamu görevlisi olup, hem de ikinci iş yapmalarını nasıl değerlendireceğiz?
Asıl, memur olamayanlara hiçbir şekilde yaşama hakkı tanımayan bu yapıya seyirci kalan yöneticilerimizi hangi kategoriye koyacağız?
Asli görevi düzeni sağlamak olan devlet nasıl böyle bir düzensizliğe izin verir?
Nasıl olurda bu eşitsizliğe ve toplumlarda derin yaralar açan bu psikolojik şiddete seyirci kalabilir?
Ülke öyle bir hale gelmiş ki nerdeyse “ikinci iş yapmamak yasalara aykırı olmuş!”
Bu olay yasaklandıysa sonuçları kötü olacağındır…
Ne var ki yasalarla yasaklanmış olan bu durumun herkes farkında ancak kimse kılını kıpırdatmıyor…
Sonrada öğretmen sendikaları çıkıyor “bizi beyin göçüne sürüklüyorlar” diye şikayette bulunuyor…
Evet beyefendiler doğru söylüyorsunuz; ancak devlet sizlere bu kadar hak vererek bunu yapıyor ve sizlerde bu ülkenin işsiz evlatlarına çalışma alanı bırakmayarak, onları göçe zorluyorsunuz…
Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte saygılı olun!