Hayatınızda içinden çıkılmaz bir hal alan sorunlarla karşılaşmış olmalısınız. Ne var ki ilk bakışta “bu sorunun çözülmesi imkânsız” deseniz de zamanla sorunun kendiliğinden çözüldüğüne tanık olmuş olmalısınız... Sonuçta bir sorununuz, bir derdiniz muhakkak olmuştur, oluyordur ve hatta belki de şu an bu satırları okurken, şu an yaşadığınız sorunlar aklınıza geliyordur.
Sorunların olması çok doğaldır.
Kişisel tarihinizde, şimdi ve gelecekte de sorunlarınız olacaktır. Konuyla ilgili Mevlana’nın harika bir sözünü söylemeden edemeyeceğim. Mevlana der ki “Derdi olmayan kişi, neden derdim yok diye kendine dert edinirmiş.”
Tıpkı kişisel sorunlarınız gibi toplumlarında sorunları vardır. Bunlara çeşitli çevreler farklı isimler verir. Duymuşsunuzdur. ‘Toplumsal yara’, ‘toplumumuzun problemleri’ vesaire gibi! İşte bu tip sorunlara çözüm bulma noktasında devreye siyaset ve siyasetçiler girer... Onların görevi söz konusu sorunları çözmektir. (Bizde ki gibi tespit değildir!)
Ülkemizin de sorunları var.
“Bu sorunların başında Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlük var” gibi bir cümle kurmanın anlamsız olduğunu söylemeliyim.
Hatta daha da ileri gidip, siyasetçilerin bu ülkede sorunlar yaratıp sonrada Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün arkasına sığındığının farkında olduğumuzu söyleyebilirim.
Daha da ileri gidip, siyasetçilerin yıllarca kamu sektöründeki sorunları bu bahanenin arkasına sığınarak yok farz ettiğini, ötelediğini, oy bankası olarak gördüğünü ve dolayısıyla sorunu içinden çıkılamaz hale getirdiğini söyleyebilirim.
“Bu içinden çıkılmazlık durumu şüphesiz ortadan kalkacak ve sorun zamanla çözülecek.” Bunu iddialı bir cümle olarak düşünebilirsiniz. Elbette sizinle aynı fikirde değilim! Hatta bu konuda da ileri giderek, daha da iddialı bir cümle kurmak istiyorum “Sorunlar içinden çıkılmaz duruma geldiğinde kendiliğinden çözülür. Çözülecekte!”
Neden bu kadar iddialı olduğum konusuna gelince: Dikkat edin sorunun tarafı olan ‘tüm kesimler’ hep aynı şeyi söylüyor “bizler elimizi taşın altına sokmaya hazırız. Ancak ‘tüm kesimler’ elini taşın altına sokmalı!”
Burada ki problem sanırım tüm kesimlerin aynı şeyi istediğinin farkında olmaması!
Ki bu yazıyı bu nedenle, yani “heyyy ‘tüm kesimler’ hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz. Uyanın yahu!” demek için yazıyorum! (Bu arada bu ‘tüm kesimler’ demagojisini anlamış değilim...)
İletişim çağında olduğumuzu düşünürsek birbirlerinin ne söylediğini, birilerine duyurmak için böyle bir yazı yazmak beyhude bir uğraş! Farkındayım...
Ancak tespitlerime göre sözü edilen ‘tüm kesimler’in en ciddi sorunu, ellerini altına sokacakları taşı bulamamalarından kaynaklanıyor... Ve sanırım ‘tüm kesimler’ şu sıralarda “yahu taş nerede?” diye soruyor!
Ben o taşı buldum!
‘Taş’ DEVLETİMİZ arkadaşlar...
Maaşını aldığımız, sırtımızı dayadığımız ama unuttuğumuz devletimizdir o ‘taş’!
Hatırlayın devletimizi.
Her geçen gün üstüne bastırarak batma noktasına getirdiğimiz devletimizin altına sokun ellerinizi, ayağa kaldırın! Korkmayın ezilmez elleriniz. Asıl bastırmaya devam ettikçe ezilmesinden korktuğunuz ellerinizle birlikte bedenlerinizde batacak onunla!
Biliyorum yapacaksınız. Yapmak zorundasınız! Sizde biliyorsunuz ‘Başka şansımız yok!’ O nedenle diyorsunuz “elimizi taşın altına sokmaya hazırız” diye! Beklemeyin, zamana oynamayın... Oynamayacaksınız! Biliyorum...
İşte bu nedenle iddialıyım!
İşte bu nedenle, sorun yumağına dönen kamu sektörünün düzeleceğini söylüyorum.
Umutluyum...
Belki de umutlu olmak istiyorum...
Salı günü görüşmek ümidiyle...
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte saygılı olun!