Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Bir Saniye Bağlıyorum!

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Artık ciddi-ciddi nefret ediyorum devlet dairelerini aradığımda aldığım yanıttan. Her aradığımda –zannediyorum- santral görevlisi olan arkadaşlar tarafından bana verilen yanıt hep aynı oluyor ve nedense aradığım kişilere bir türlü ulaşamıyorum. Ya onlar beni oyalıyor, ya da bağladıkları kişiler yerlerinde olmuyor.

Genelde şöyle bir olayla karşılaşıyorum: Bin-bir zorlukla bağlandığım devlet dairelerinde telefonu genelde şans eseri yakaladığım santral görevlisi olduğunu düşündüğüm kişiler açıyor. Uzun süre kendilerine derdimi anlatmam gerekiyor. (Ben ne kadar istemesem de onlar sordukları sorularla beni bunları anlatmaya mecbur bırakıyorlar.) Sonra çok mantıksız bir şekilde yanıt veriyorlar “hmmm beyefendi bu konu için sizi şuna bağlıyorum. Bir saniye bekleyin” diyorlar. Sözünü ettikleri kişiye bağlanma sırasında ben sinirlenmeye başlıyorum; “Madem sen bu işlerden anlamıyorsun ne diye sorguya çekiyorsun beni kardeşim” şeklinde kendimce söyleniyorum. Bu arada bağlanma süresi uzadıkça uzuyor, ben daha da sinirleniyorum. Netice itibariyle kimseye ulaşamıyorum. —Ulaşsam da ulaştığım kişiler bilgi vermekten kaçınıp “buraya gelmelisiniz” diyor. “O zaman niye telefon numaralarınız var” sorusu gündeme geliyor ki o konuya girmek bile istemiyorum!- Neyse dediğim gibi ya onlar beni oyalıyor, ya da bağladıkları kişiler yerlerinde olmuyor. Olsalar da bir işe yaramıyor. Olansa benim zamanıma oluyor!

Hem nefret ediyorum oraları aramaktan, hem de aramak zorunda olduğum için çözüm üretilmesini istiyorum. Bu nedenle şikâyet yerine somut, naçizane bir öneride bulunmak istiyorum: Her dairede bir ‘danışma hattı’ adı altında birim kurulsun! Yapılan konuşmaların kayıt altına alınacağı bu birimler gerekli bilgileri vatandaşa versin.

Biz Alıştık Ya Siz?

Geçtiğimiz günlerde yapılan ve her seferinde nedense yüzyılın maçı olan Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmasını izlerken aklımda hep aynı şey vardı; şimdi Fenerlilerin dilinden kurtulamayacağız.

İlk dalga evde geldi! Eşimin yönelttiği “Canım tam takip edemedim maç en son 4-1 di kaç-kaç bitti?” sorusu “hadi bakalım Cem, yine aynı sendrom, uğraş dur” olayını müjdeliyordu… Eşi Fenerbahçeli olan Galatasaraylı sevgili takımdaşlarım ‘sendrom’ ile ne demek istediğimi eminim anlıyorlardır. Neyse ki her Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi makul ve mantıklı bir cümle türetirim kafamda. Aynı şeyi yaptım: Bu soru karşılığında fair-play ruhuyla şu sözler döküldü dilimden “Canım skor değişmedi, 4-1 yendiniz tebrik ederim; ancak hala alışamadınız be canım yenmeye, biz alıştık yenilmeye! Nedir bu sevinç gösterileri anlamış değilim?”

İkinci dalga -malum- işyerinde geldi! Star Medya Grubu Haber Merkezine girdiğim sıralarda tahmin ettiğim gibi Alihan Pehlivan, Oğuz Karkar gibi Fenerli dostlar dört gözle yolumu gözlüyordu. İğneleyici laflar vs derken bu maç için türettiğim cümle ile bu badireyi de atlattığımı düşünüyorum. Ki olay bir iki gün sonra unutuldu. Bu arada telefonuma gelen mesajlara verdiğim yanıtı ayrıca yazmama gerek yok sanırım…

Neyse bir Galatasaraylı olarak tüm Fenerbahçeli dostlarımıza son maçla ilgili ürettiğim cümleyi söyleyeyim de bu olay kapansın artık! (Bu arada itiraf niteliğinde olan bu cümle sanırım bundan sonraki maçlar içinde yeterli düzeyde kapsama alanına sahip!) “Evet, sevgili Fenerli kardeşlerim biz alıştık yenilmeye de, neden siz alışamadınız yenmeye? Nedir bu sevinç nidaları anlamış değilim!”

Perşembe günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize lütfen dikkat edin ve lütfen trafikte saygılı olun.

Kaynak sayfayı görüntüle ↗