Sevgilileri olacak!
Sevgilisinin kokusunu her yerde fark edecek.
Hatta kızacak diğer kadınlara “neden benim sevgilimin parfümünü kullanıyorsunuz” diye.
Bugünlerde müthiş duygular yaşıyorum. Daha 21 aylık olan oğlumun yeni-yeni öğrenmeye başladığı duyu organları üzerine yapmış olduğumuz sohbetler ilginç ve bir o kadarda heyecan verici… Bu arada çocukların iletişim gücüne her zaman hayran kaldığımı belirtmeliyim. Birkaç kelimeyle, hatta daha öncesinde sadece ağlayarak ne istediklerini anlatabilir çocuklar. Benim oğlumda öyle… Daha önceleri ağlayarak anlatmaya çalıştıklarını bugünlerde öğrendiği kelimelerle anlatmaya çalışıyor. Bildiği birkaç kelime var belki ama biz onun neyi istediğini veya neyi istemediğini gayet iyi anlıyoruz; daha doğrusu o bir şekilde yolunu bulup anlatıyor…
Neyse konumuza dönelim! Oğlum Berk Cem kreşte öğrendiği duyu organlarının varlığını ve nerede olduklarını anlatarak değil de, ona yönelttiğimiz soruların karşılığı olarak parmaklarıyla gösteriyor. Ara sıra şaşırıyor olsa da bu hali hoşumuza gidiyor; nedense… Mesela kulaklarının nerede olduğunu sorduğumuz da zaman-zaman şaşırarak burnunu gösteriyor. Neyse ki, yüzümüzde oluşan hafif tebessüm eşliğinde soruyu yineleyince doğru yanıtı veriyor… En çok da gözlerini göstermesi hoşumuza gidiyor. Tüm duyu organlarını o küçük parmaklarıyla gösterirken, gözlerini sorduğumuzda yine o küçük göz kapaklarını açıp kapatarak “biliyorum ben bunları bana başka sorularla gelin” havası yaratması başka bir duygu…
Bu sabahta aynı egzersizi yaptık oğlumla. Unutur endişesiyle her sabah yapıyoruz bu egzersizleri; sanki birkaç yıl sonra ne işe yaradıklarına bize anlatacak olan o değilmiş gibi… Ebeveyn olmak, bu olsa gerek; çocuklarının bir an önce büyüyüp her şeyi bir anca öğrenmesi endişesi herkeste olsa gerek.
Son günlerde onun burnunu göstermesi büyüdükçe alacağı kokularla ilgili oluşacak anılarını düşündürüyor bana… Mesela annesinin yaptığı leziz yemeklerin kokusu, üniversitede burnunda tütecek oğlumun. Sevgilileri olacak! Sevgilisinin kokusunu her yerde fark edecek. Hatta kızacak diğer kadınlara “neden benim sevgilimin parfümünü kullanıyorsunuz” diye. Ya da memleketini özleyecek, uzak duyarlardaki farklı kokuları aldığında. Sonra dönecek memleketine derin-derin çekecek memleketinin kokusunu ciğerlerine… Tıpkı benim gibi! Benim geldiğim yer kötü kokulu bir yer. Ağır sanayinin yer aldığı, kokusunu her ciğerinize çektiğinizde farklı, beklide zararlı kimyasalları bünyenize kattığınız bir yer. Ama olsun, itiraf etmeliyim ki ben her gittiğimde o kokuyu arıyorum memleketimin sokaklarında…
Bugünlerde ki korkum bununla ilgili…
Oğlum memleketinin kokusunu özlediğinde, çöp kamyonlarının peşinde koşacak, “Nerede sokaklarımızda ki lağım kokuları ve/veya çöp kamyonlarından dökülen sıvıların yaydığı o pis koku” diyecek. Kokuyu alamadığında başka kokuların peşinde koşacak, ancak ulaşamayacak istediğine… Memleketimdeyim diyemeyecek.
Evet, belki korkuyorum oğlumun bunları yaşamasından, ancak diğer taraftan korkmak istiyorum. Oğlumun, memleketi -ki artık benimde memleketim- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kokusunu, (altyapıların olmayışından dolayı) sokaklardaki lağım kokularından ve/veya çöp kamyonlarından dökülen sıvılarla, ‘koku-anıları’nda yaşatmasını istemiyorum. Bu nedenle korkmak istiyorum. Olsun varsın, oğlum memleketini hafızasına kazıdığı bu pis koku-anı bileşkesiyle hatırlamasın.
Korkmak istemekte haksız mıyım?
Umarım korktuğum başıma gelir…
Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize lütfen dikkat edin ve lütfen trafikte saygılı olun.