“Peki ya bu süreçten herhangi bir sonuç çıkmazsa ne olur?Yani süreç olumsuz sonuçlanırsa ne olur? Bu olumsuzluk biz Kıbrıslı Türkler için bir son mudur? Yoksa bir başlangıç mı? ‘Cevapsız’ kalan bu sorular mı bizi umutsuzluğa sevk ediyor?”
Ülkemizde bet ofisleri bugün meclis toplanabilir mi, toplanamaz mı? Kaç vekil gelir, kaç vekil gelmez? İddiaları üzerine bahisler açarken, ülkede sorunların çözülmesi için yasa bekleyen bir çok kurum, kuruluş ve vatandaşın umutsuzluğunu pekiştiriyor…
Diğer taraftan zaten umutsuz olunan müzakere sürecinde de bir ivme olacağı iddia edilmekte ve hatta konu hakkında haberler “sular ısınıyor” başlıkları ile verilmekte. Söz konusu haberlerde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un sürece müdahale edeceğini ve en kısa zamanda al-ver sürecinin başlayacağı söylenmekte. Konu bugünlerde tartışılsa da Mete Tümerkan 16 Nisan tarihinde ki yazısında “Haziran ayında BM Genel Sekreteri Ban ki Moon liderleri 3'lü zirve için davet edecek. Böylece kartlar masaya bir kez daha konulacak. Ve kritik döneme girilecek.” demiş, bir ay öncesinden bugün konuşulan konuya dikkat çekmişti. Aynı konu hakkında doğrulama Sn. Eroğlu’ndan geldi. Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanımız önceki gün açıklama yapmış ve bu haberleri teyit etmişti; Eroğlu “BM Genel Sekreteri’nin taraflardan Haziran’daki görüşme sonrasında yoğunlaştırılmış bir müzakere ve al - ver süreci talebinde bulunduğunu” söylemişti.
Peki ya bu süreçten herhangi bir sonuç çıkmazsa ne olur?Yani süreç olumsuz sonuçlanırsa ne olur? Bu olumsuzluk biz Kıbrıslı Türkler için bir son mudur? Yoksa bir başlangıç mı? ‘Cevaps …[truncated]ız’ kalan bu sorular mı bizi umutsuzluğa sevk ediyor? Buna paralel umutsuzluğumuzu pekiştiren ‘tek çözüm Rumlarla federasyon çatısı altında çözümdür’ telkini midir? Oysa umutsuz olmamızı gerektiren bir unsur gerçekten var mı?
Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 19 Temmuz 2009’da TRT’ye verdiği mülakatta şöyle demişti: “Her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs’taki statükonun sürmesi taraftarı değiliz. Bu müzakerelerin son şans olduğunu herkesin algılaması lazım. Ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ve Doğu Akdeniz’de barış ve güvenlik alanını beraber kurarız, bu anlamda Türkiye’nin AB süreci önündeki engelleri de kaldırırız. Ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız.”
Peki çözüm olmazsa alternatif yollar nedir?
Bugün kaleme aldığım husus tamda bu konu ile ilgili.
Bazı kaynaklara göre bir iki alternatif var… Yani Sn. Davutoğlu’nun sözünü ettiği alternatif yollar düşünüldü. Zira bunun sinyallerini gerek KKTC yetkilileri gerekse TC yetkilileri zaman-zaman içerikten bahsedilmeyerek B planımız hazır diyerek vermişlerdi. (Örn. 28 Temmuz 2010, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün: Anlaşmaya ulaşılmaması halinde ''B Planı''mız hazır.)
Bugüne kadar bu konu hakkında bir çok şey yazıldı çizildi. Kim bilir belki de Erdoğan’ın son çılgın projesi Kıbrıs olabilir. Peki bu çılgın proje ne? İster B planı, ister C,D,E ne derseniz deyin. Ama söz konusu çılgın proje -yukarıda da belirttiğim gibi- bazı kaynaklara göre şöyle: Mevcut politika ve çözüm istenci sürekli canlı tutularak müzakereler sürdürülecek. Olumsuz sonuç çıkması halinde ise müzakerelerin Rumlar nedeniyle çıkmaza girdiği ortaya konacak. Bu noktadan hareketle Ankara bazı önlemler alacak. Bunlardan ilki asker konusu; Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı güçlendirilecek. Barış kuvvetleri komutanlığının personel ve imkanları GKK’ya devredilerek KKTC’nin askeri unsurları caydırıcı bir konuma ulaşacak. KKTC isim değişikliğine giderek Annan Planında ki isme ve hali hazırda İKÖ’de de kabul gördüğü şekli ile ‘Kıbrıs Türk Devleti’ olacak. Bu çerçevede tanıtma faaliyetleri müthiş bir ivme ile sürdürülecek.
Bu çerçevede başarılı olunmazsa planın ikinci kısmı devreye sokulacak. Buna göre AB ile müzakere sürecinde sürekli engelle karşılaşan Türkiye karar aşamasına gelecek ve AB ile ilişkilerini kendi donduracak. Tüm bu hazırlıklar sonrasında Başkanlık sistemi sürekli gündemde olan Türkiye hazırlıklarını son aşamaya getirecek ve gerek kendi iç sorunlarının halli, gerekse Kıbrıs sorununun kökten çözümü için iki ülke olarak Kıbrıs Türk Devleti ile federasyon yoluna gidecek.
İster çılgın, ister imkansız, isterseniz de saçma olarak nitelendirin. Sözünü ettiğim kaynaktan edindiğim bilgiler bunlar. Bu noktada benim fikrimse yazımın girişinde altını çizerek söylediğim ‘umutsuzluk’ unsurunun gereksiz olduğudur. Yani elbette Rumlarla müzakere edeceğiz ve çözüm yollarını sonuna kadar arayacağız. Ancak çözüm olmaması hali bir son değil. Farklı planlar, çıkış yolları her zaman bulunur. Zira muhteşem bir ülkemiz var ve ihtiyacımız olan tek şey daha çok çalışarak onu daha da güzel ve yaşanabilir hale getirmek. Bu nedenle umutsuz olmayınız…
Tekrar görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun… |