Çözümleyemediğimiz bir konu olan ‘nasıl bir çözüm’ konusu ülkemiz insanının da tam olarak yanıt veremediği bir konu olsa gerek; zira son Cumhurbaşkanlığı seçimi bunun bir göstergesi…
‘Çözüm yanlısı olan’ ve ‘olmayan’ şeklinde lanse edilmeye çalışılan her iki adayın söylemlerine baktığımızda onlarında gündemlerinde bu yoktu ve bu tartışmanın beyhude olduğu gün gibi ortadaydı…
Çözümün ne olduğunu tartışmaktan çok ‘kim çözümü getirebilir’i tartıştık. Oysa sorun çözümü kimin getirebileceği değildi. Nasıl bir çözümün olabileceğiydi. Bana göre çözüm konusu her iki aday içinde bir yalanın döndürülmesiydi. Çözümün kendi ellerinde olmadığını her ikisi de biliyordu. Ancak ‘çözüm’ en güçlü koz olarak adayların laf ebeliği yapmasına fırsat tanıdı; başka bir anlam taşımıyordu…
“Eğri oturup doğru konuşmayı” istemeyen politikacılarımız işi sulandırma ve başka bir yere getirme konusunda her zamanki gibi oldukça başarılı oldu: Çözüm yanlısı olmamakla suçlanan adayımız avazı çıktığı kadar bağırarak “kardeşim müzakerelere aynen devam edeceğim” derken, KKTC’ye sahip çıkmamakla suçlanan bir diğer adayımızsa aynı şekilde bağırarak “KKTC’yi aldığım yerden çok daha iyi yerlere taşıdım” diyerek nasıl sahip çıktığını anlatmaya çalıştı.
Birbirine alanlardan bu şekilde laf atan her iki adayın söylediklerini anlamaya çalışırsak, aslında her ikisinin de söylemlerde benzeşmeye başladığını görebiliriz.
Şükür ki süreç daha da uzamadı, aksi halde adayların söylemleri bu şekilde sürdükçe iş daha da başka bir boyuta gelebilirdi. Mesela: Adaylar karşılıklı ithamlarda öyle bir noktaya geliyordu ki Talat’tan şunu duymak garip olmayacaktı “ben daha iyi Eroğlu’yum” veya Eroğlu’ndan “ben daha iyi Talat’ım.”
Evet belki abarttım ama içi boş ve suçlamaya dönük karşılıklı ithamlar adayların söylemlerini birbirine o kadar yakınlaştırmıştı ki Allah’tan seçim oldu ve bu yakınlaşma sona erdi…
Fakat tüm bunların bir nedeni vardı:
Yani aslında onlarda biliyordu çözüm konusunda söylediklerinin halkı kandırmaktan öteye geçemeyeceğini…
Ancak her iki adayın birbirini tamamlayan eksiklikleri vardı.
Bu eksiklik onları bunları söylemeye itiyordu.
Her ikisi de bu eksikliğin farkındaydı.
Birinin çözüm tarafı, diğerininse KKTC tarafı zayıftı…
Bu eksiklikleri nedeniyle neredeyse Talat’ “ben daha iyi Eroğlu’yum” veya Eroğlu “ben daha iyi Talat’ım” demeye kadar geldi…
Sonuca baktığımızda halk bunun çok farkındaydı, iki adayında birbirini tamamlayan eksikliklerini iyi gördü ve bu nedenle her ikisine de çok yakın oy verdi, yetki verdi, sorumluluk yükledi…
Aslında her iki lideri memnun edici, belki de en iyi sonucu halk tayin etmiş oldu…
Demokrasi çözümcü, arabulucu tarafını bir kez daha göstermiş oldu!
Umarım aynı şey Kıbrıs sorununa sirayet eder…
Çevrenize dikkat edin temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun…
Not: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım…