Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Sen Gül ki, Dünya Gülsün

Cem Kar yazı arşivi simgesi

2009 yılının son yazısının başlığı ne olmalı diye uzun-uzun düşündüm; sonuç olarak yukarıda ki başlık çıktı ortaya...

Bu başlık konusuna yazımın sonlarına doğru tekrar değineceğim.

“Yeni yıl sağlık, mutluluk ve kazanç getirsin” gibi klasik şeyler söylemeyeceğim, daha bir elle tutulur, daha net, temennilerim olacak. Tıpkı yine bu köşede yazdığım ‘umarım yeni yılda’ başlıklı yazımda olduğu gibi…

Bu yılın sonunda da geçen yıl yaptığımız gibi, yeni yıldan beklentilerimi yazdığım alt satırların başına lütfen ‘umarım yeni yılda’ kalıbını siz ekleyiverin: \- Maliye bakanı “13. maaşları Rum kesiminde harcamayın” çağrısı yapmak yerine önlem almaya çalışır. Zira bu önlemleri biz yazmaktan bıktık, onlar okumaktan bıkmadı…

\- Kıbrıs Sorunu çözüme ulaşır; “tartışmaktan gına” geldi…

\- Ki seçimlerin propaganda döneminde birbirimize girmek yerine dinleriz.

\- Domuz gribi, at gribi, zürafa gribi ve adını sayamadığım diğer hayvanlarla ilgili griplerle uğraşmayız.

\- Kamuda çalışanların ikinci iş yapmasının yasak olduğu ülkemde, ikinci iş yapıp, işsizlerin önünü tıkayanlar insafa gelir.

\- Siyasetçiler “sorun tespit etme” alışkanlığını bir kenara bırakıp, asıl yapmaları gereken “sorun çözme” işini yaparlar…

\- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın sözü kesilmez. Zira Dünyamız bir “one minute” olayını daha kaldıramaz…

\- Küresel Isınma ile boğuşan dünyamız, Dünya liderlerinin beceriksizliği nedeniyle sonuçsuz toplantılar olmaz. Zira “Kopenhag İklim Değişikliği Zirvesi”nin başarısızlığı tüm çevre örgütlerinde, ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

\- Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda Cumhurbaşkanımız tarafından sürekli müdahaleye çağrılan ‘Uluslararası Toplum’, Cumhurbaşkanı’nın kendilerinden bahsettiğini anlar ve harekete geçer…

\- Karayolları dairesi aklına başına devşirir ve hepimiz için adeta ‘bubi tuzağı’ haline gelen yollarımız daha güvenli hale gelir.

\- Kıbrıs Sorunu çözülür ve Hristofyas “Hilkat Garibesi” diye nitelendirdiği bayrağımızın yer aldığı mecliste yemin etmek durumunda kalır…

\- Gerçekleşmeyeceğini bile-bile “Yeni yılda tüm dünya için barış istiyorum” sözlerini duymaktan sıkılan ben ve benim gibiler, bu sözleri söyleyenlerin elinde olan barışı uyguladıklarını görürler.

\- Bu satırları okuyanlar, bol kazançlı günler geçirir…

\- …

Noktalı kısmı özellikle bıraktım; siz devam edin…

Şimdi gelelim başlığımıza…

“Sen gül ki, dünya gülsün” dememde ki amaç: Her ne kadar olumsuzluklarla karşılaşıyor olsak da, hayat, bu olumsuzluklara takılıp, somurtamayacağımız kadar kısa…

O nedenle yeni yılda kendine bir amaç edin ve tüm olumsuzluklara rağmen “sen gül ki, dünya gülsün” okuyucu…

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Umarım yeni yılda “çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun” dememe gerek kalmaz... Londra’da bir gezgin ---2.01.2010 Londra’da birçok kişi ile tanıştım…

Ancak biri vardı ki anlattıkları çok ilgimi çekti.

Ümit Silman Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler’den biri; fakat onu farklı kılan Dünya Vatandaşı olması… Silman genç yaşta eşini doğum sırasında kaybedince vurmuş kendini yollara… O gün bugündür yüze yakın ülke ve Türkiye’nin her şehrini gezmiş… Her ülke ile ilgili farklı bir hikayesi var Silman’ın… Bu hikayeleri ilerleyen günlerde Star Kıbrıs gazetesinde bulabileceksiniz. Bugün ise Silman ile Londra’da yaptığım röportajı okuma ve onu tanıma fırsatı yakalayacaksınız… Bakın Silman neler yaşamış.

Cem Kar: İngiltere’de mi doğdunuz?

Ümit Silman: Hayır. Kıbrıs doğumluyum.

Cem Kar: Peki ne zaman İngiltere’ye geldiniz?

Ümit Silman: 1965 yılında Limasol’da 19 Mayıs Lisesini bitirdikten hemen sonra İngiltere’ye gelmek üzere gemi ile Limasol’dan ayrıldım.

Cem Kar: Nasıl bir yolculuktu? Gemi ile zor olmalı…

Ümit Silman: Evet zor oldu. Bindiğim geminin ilk durağı Girit adasıydı, sonra Pire, Atina ve Yugoslavya üzerinden İtalya’nın Venedik şehrine gittik. Oradan trenle Londra’ya hareket ettim… O gün bugündür gezilerim hariç burada yaşıyorum…

Cem Kar: Londra’ya geldiğiniz zaman Türklerin yoğunluğu nasıldı? Şimdi ki gibi çok Türk var mıydı?

Ümit Silman: Bir elin parmakları kadar azdı… Türkçe konuşan birisini duyunca koşarak yanına gidip kendimi tanıtırdım. İngilizler o zamanlar kendi dilinin dışında konuşanlara tuhaf bakardı. Sanırım bunu saygısızlık olarak tanımlıyorlardı. Bu nedenle ilk işim dil kursuna gitmek oldu.

Cem Kar: Gezme tutkunuz ne zaman başladı?

Ümit Silman: 1970 yılında İngiliz vatandaşlığını aldım ve yine aynı yıl ilk gezimi Fransa, Paris’e yaptım. O dönemlerde özellikle Fransa’da İngilizler pek sevilmezdi. Bu nedenle olsa gerek Fransa’da tam 3 saat beni havalimanında beklettiler. Kesinlikle İngilizce konuşmuyorlardı. En sonunda Fransa’da tanıdığınız biri var mı diye sordular. Bende o dönemin en önemli aktristi Brigitte Bardot’u tanıdığımı söyledim. Gümrük görevlisi bu ismi söylediğimde birden değişti ve Fransa’ya giriş iznini verdi. Neticede Paris’te harika bir tatil yaptım Brigitte Bardot’un sayesinde…

Cem Kar: İlginç… Sonra gezilerinize devam ettiniz herhalde?

Ümit Silman: Daha ilginç şeyler yaşadım. Mesela: 1972 yılında Kanarya Adalarına gittim. Haziran ayıydı ve Kanarya adalarına gittiğimde tıpkı Londra’da olduğu gibi yağmur yağmaya başladı… O mevsimde orada yağmur olmazmış. Oradan iki günlük tur için Afrika Büyük Sahara’ya geçtim. Ki o zamanlar orası İspanyolların yönetiminde olan bir yerdi. Bu nedenle oraya “Spanish Sahara” denilirdi. Ben oraya gittiğim gün yağmur başladı, meğer 40 yıldır o bölgeye yağmur yağmıyormuş. Ertesi gün orada yaşayanlar İspanyollara karşı direnişe geçti ve bağımsızlıklarını kazandılar. 18 kişilik bir turist grubuyduk, bizleri şans getirdik diye 5 yıldızlı bir otelde 3 gün, 3 gece krallar gibi ağırladılar…

Cem Kar: Çok şanslısınız…

Ümit Silman: Daha bitmedi. 1974’de Kıbrıs’a geldim ve hemen sonrasında çıkarma oldu. 1980 yılında Türkiye’yi ziyaret ettim, ertesi gün ihtilal oldu… 1989 yılında Tokyo’ya gidiyordum. O dönemlerde British Airways Japonya seferini Alaska üzerinden yapardı. Alaska’da Ancorage şehrine indik. O arada buzullar eridi ve havaalanı 5 gün kapandı. Ve o 5 gün boyunca British Airways bizleri çok güzel ağırladı. Bu olay üzerine British Airways Tokyo seferlerini artık direk yapıyor.

Cem Kar: Dünya’da yüzü aşkın ülke gezdiğinizi biliyorum… Gittiğiniz yerlerde Türklerle karşılaştınız mı?

Ümit Silman: Yeni Zelanda’ya üç kez gittim. Son gittiğimde bir kürt ile tanıştım, kendisini kandıran örgüt, Londra diye onu Yeni Zelanda’ya götürmüş. O da bunu iki yıl sonra anlayabilmiş… Bir de Brezilya’da Rio Karnavalı’na gittiğimde, Karadenizli bir Türk ile tanıştım. On yıldır Brezilya’da yaşıyormuş, orada çok zengin ve kendinden 15 yaş büyük bir kadınla evlenmiş… İyi sohbet ettik ve beni evine davet etti. Eşi tam bir İstanbul Türkçe’si konuşuyordu… Çok şaşırdım. Nedenini sordum. Kadın aynen şunu söyledi: “Eşim inatla benim dilimi öğrenmedi. Bende mecbur kaldım onun lisanını öğrendim.” Meğer tanıştığım Karadenizli arkadaş on yılda bir kelime bile İspanyolca öğrenmemiş…

Cem Kar: Peki gittiğiniz Ülkeler arasında en çok etkilendiğiniz yerler neresi?

Ümit Silman: Mısırın piramitleri her insan gibi beni çok etkiledi… İzlanda ve pek bilinmeyen bir ülke olan Bhutan çok ilginç iki ülke. Her iki ülke’de de suç işleme oranı hemen-hemen yok gibi… Sokaklarda bir tek polis göremezsiniz. Bunun nedenini sorduğumda aldığım yanıt gayet açıktı. Polislik olay olmaz dediler. Bize çok uzak gelen bir olay bu…

Cem Kar: Evet gerçektende uzak geliyor maalesef… Şimdiden sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Sırada hangi ülkeler var?

Ümit Silman: Avrupa’yı bitirdim. En küçük ülkesine kadar gezdim; San Marino, Andora, v.b. Ömrüm yettikçe gezmek, yeni ülkeler, yeni insanlar tanımak istiyorum. Rahmetli babam Limasol’da imamlık yapardı ve bana hep şöyle derdi: “Allah İbadet ya kulum dedi, sen bunu seyahat ya kulum anlamışsın.”

Cem Kar: Ümit bey bu hoş sohbet için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. “NE DEN?” ---5.01.2010 Yazmamak için direniyorum…

Zihnimle ellerimin arasında kaldım…

Engel olamıyorum ellerime; jsajafjalkldfa dinlemiyorlar beni!

Zihnim, “Bunun neyini yazacaksın. osjdsaodjndj Her şey ortada! Senin yazmana ne gerek var?” diyor. Ellerimse dlğsad3pakdsndaj& anlaşılan “ne kadar yazılsa o kadar iyi” ndda/9ddnal diyor…

Sonuçta yukarıda olduğu gibi araya saçma sapan harfler çıkıyor; buna son vermeliyim.

Geçen haftaya RedBorder’ın anketiyle başladık, bu hafta ise KADEM…

Her iki ankette örtüşen birçok husus var; tek-tek bu konuları irdeleme işi uzmanlara ait.

Fakat aklıma takılan bir iki şey var…

Her iki ankette de, federal bir çözüm konusunda KKTC’nde yaşayanlar hem fikir; yüksek bir oranda istemiyorlar…

Her iki ankette de, Kıbrıslı Türklerin şu an sürmekte olan müzakere sürecinden bir umudu yok!

Her iki ankette de, Kıbrıs Türk’ü yukarıda ki iki hususta ısrarcı olan Talat’ı desteklemiyor ve hatta önümüzde ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde, muhtemelen karşısına çıkacak olan diğer adaya oy vereceğini söylüyor.

Diğer taraftan Rum kesiminde ki durumda farksız…

Yine KADEM’in yaptığı araştırmaya göre;

Rumların birinci tercihi üniter devlet, Türklerin birinci tercihi ise iki devletli çözüm…

Kıbrıslı Rumların yüzde 35'inin, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 30'unun federal bir çözüme kesinlikle karşı…

Hal böyleyken insan sormadan edemiyor:

NEDEN?

Neden bu ısrar?

Neden bu kadar zıt görüşte olanları bir araya getirmeye çalışıyorsunuz?

Çok ilginç bir durum:

HER İKİ HALKIN KESİNLİKLE İSTEMEDİĞİ BİR ÇÖZÜM ŞEKLİNİ İKİ LİDER AYLARDIR KONUŞUYOR.

Bunu göremiyorlar mı dersiniz?

Elbette görüyorlar; ancak akıllarında şu var: Hristofyas ‘çaktırmadan’ üniter devlete gidecek bir anlaşmanın peşinde, Talat ise söyleyemese de Konfederal…

Peki bu alenen oynanan oyunu hepimiz görebiliyorken, nasıl olurda bunda ısrarcı olurlar?

Anlayamıyorlar galiba…

Bunu her iki lidere de Kıbrıs ağzıyla bir soru sorarak öğrenmeye çalışalım: Biz bunları görüyorken ve anketler bunları söylüyorken “sen ‘ne den?’ Talat, Hristofyas?”

Perşembe günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! “Geçiciler” ne kadar geçici? ---7.01.2010 Dün bir devlet kurumunda yıllardır geçici olarak çalışan bir arkadaşımla yaptığım sohbet ilginç bir boyuta ulaştı…

“Nasılsın, iyi misin?” şeklindeki klasik muhabbetin ardından işlerle ilgili konuşmaya başladık. Ben yoğun olduğumu söyledim, o korkulu bekleyişinin sona erdiğini…

“Korkulu bekleyişinin sona erdiğini…”

Haliyle dikkatimi çekti bu cümlesi ve sordum; başladı anlatmaya: “Cem ben geçici olarak burada çalışıyorum. Benim gibi geçici statüsünde olan ve yıllardır çalışan insanlar var. Hepimizin adı aynı listede yer alıyor ve bağlı bulunduğumuz yere gönderiliyor. Sanırım arada beni fark etmediler. Yada aslında UBP’li olduğumu biliyorlar! Çalışmaya devam ediyorum. Ben UBP’liyim, akrabalarım hep UBP’li ama “bu adam önceden alınmış, çıkaralım” diyebilirlerdi. Çıkarsalardı, uğraş dur… Onu ara, bunu ara… Hallederdim ama sıkıntı olurdu! Neticede şimdilik devam ediyoruz.”

Söylediklerini dinledikçe bu ülkede ki çalışma hayatı ile siyasetin ne kadar iç içe olduğuna, bir kez daha şahit oldum…

Arkadaşım işine devam edebilmek için, UBP’li olduğunu birilerine kanıtlamak zorunda hissediyor kendini…

“Eee Cem buna neden şaşırıyorsun, bilmiyor musun?” diyenleriniz olabilir.

Zaten sorun burada.

Bunları biliyoruz ve şaşırmıyoruz!

Öylesine kanıksamışız ki, aksini düşünemiyoruz!

Sistem siyasetçiler tarafından o kadar güzel oturtulmuş ki, sistemin dışına çıkmayı aklımıza dahi getiremiyoruz.

Yani yanlış olanı, doğru; doğal olmayanı, doğal yapmışız!

Korkularımız olmuş iktidar partisinden olmamak…

Geleceğimiz ne kadar partili olduğumuzla alakalı olmuş!

“İşim devam eder mi? Devlete girebilir miyim? Evladımı işten atarlar mı?” gibi sorularla oy kullanır olmuşuz.

Söz konusu durum sadece çalışan kesimi ilgilendirmiyor.

Aynı durum iş adamlarını, akademisyenleri, hemen-hemen her kesimi etkiliyor.

“İhaleyi alabilir miyim? Okulda işim devam eder mi? Önüme hangi engeller konulur?” gibi sorularla toplum oy kullanır olmuş…

İşin en acı yanıysa bu durumu gayet normal karşılıyor olmamız.

Sonuç olarak:

Toplumun hemen-hemen her kesimi, siyasetçilerin tercihi doğrultusunda geçici olarak bir yerlerdeler ve ne kadar geçici olacaklarına, o kişilerin siyasi görüşlerini değerlendiren siyasiler karar veriyor…

Yani geçici olan siyasiler, kimin geçici olacağına karar veriyor…

Evet saçma bir durum…

Ama bu durum, bu ülkede çok normal!

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!

Kaynak sayfayı görüntüle ↗