Bizimkiler ’onlar’ olmuş.
Göndermişiz.
Gönderilmişler.
Veya kendileri gitmiş; Londra, Melbourne, Montreal veya İstanbul’a…
Arkalarında bir vatan bırakmışlar.
Vatanlarında yaşayanlar ‘biz’, kendileri ‘onlar’ olmuş.
Ama ‘onlar’ bir türlü ‘onlar’ olamamış.
Ne kadar dışlansalar da, kesmemişler ilgilerini vatanlarından…
Gelmişler-gitmişler; keşmekeş yolları arşınlamışlar.
Mal-mülk edinmişler; çoğu zaman vatanlarının evlatları kandırmış onları.
Yılmamışlar, küsmemişler vatanlarına!
Yine gelmişler, yine almışlar vatan topraklarından…
Yıllarca vatanları masada konuşulmuş.
Anlatmamış onları ‘onlar’ yapanlar, ne konuştuklarını…
Bırakmak zorunda kaldıkları, vatan bildikleri topraklar hakkında ne konuşulduğunu öğrenmek için adeta duvarlara bardak dayamışlar.
Öğrenememişler, öğrenmeleri istenmemiş…
“Siz karışmayın” denmiş.
“Siz onlarsınız” denmiş.
Onlar ‘onlar’ olduklarını kabul etmese de…
Bu kabullenmeme ‘onlar’ı hayalperest yapmış; şimdi söz sahibi olmak istiyorlar.
Onları ‘onlar’ haline getirenler buna izin vermese de bunu ısrarla istiyorlar…
Çünkü bıraktıkları vatan için endişeliler ve ne yazık ki bu endişelerini giderebilecek “hakları olan” yetkiyi elde edemiyorlar.
Temsiliyet hakkı verilmiyor ‘onlar’a…
Siz ‘onlar’dan olsaydınız, ne düşünürdünüz?
Siz hiç, ‘biz’in içinde ‘onlar’ oldunuz mu?
Siz hiç ısrarla ötekileştirildiniz mi?
Siz hiç vatanınız için istenmediğinizi hissettiniz mi?
Siz oralarda yaşayan ve artık ‘onlar’ olan, eşiniz, dostunuz, akrabanız için bugüne kadar ne yaptınız?
Biz olduğumuz günlerde görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!