Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

“Yunanlılarla da dost olmamız ihtimali vardır.”

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan, Dünyada emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşını anlatan ve 353 baskı yaparak milyonlarca okura ulaşan ‘Şu Çılgın Türkler’ kitabının yazarı Turgut Özakman ile 29 Ekim'de tele-röportaj yapma fırsatım oldu. Öncelikle çok keyifli bir röportaj olduğunu belirtmeliyim. Bunun yanında ilginç bilgilerde edindim.

Özakman’ın iyi bir tarihçi olmasının yanında gazeteci olarak bir duayen olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Zira 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sona erdiği gün Sn. Özakman Ankara Radyosu muhabiri olarak Kıbrıs’ta bulunuyordu... Hatta, Dr. Fazıl Küçük’ün arabasının önünden, Cumhurbaşkanı yardımcılığı forsunun kırılıp atıldığı güne tanıklık eden gazetecilerden biri…

Sadece bu bilgi bile Sn. Özakman’ın Kıbrıs’a olan ilgisi ve bilgisini, tartışmaya gerek olmadığını ortaya koyuyor!

Sözünü ettiğim röportajda ilgimi çeken konulardan ilki, Sn. Özakman’a Türkiye’nin Cumhuriyet Bayramını bizimde kutladığımızı söylediğim anda ortaya çıktı. Ben bu sözleri söylerken Sn. Özakman direk araya girdi ve bakın ne dedi: “Bundan tam 86 yıl önce olduğu gibi… Yani o günlerde de Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde kutlamıştınız. Sizler çok vefakâr, anlayışlı, çok yurtsever bir halksınız.”

Sn. Özakman’ın bu cümlesinin hemen ardından söylediği söz daha da anlamlıydı. Ki bana kalırsa Sn. Özakman’ın verdiği bilgi, hani zaman-zaman ülkemizde farklı çevreler tarafından dile getirilen ve/veya akıllarda olan “29 Ekim Cumhuriyet bayramı neden KKTC’de kutlanıyor?”, “Bizi ilgilendiren bir gün değil!” vs gibi konuşmalara tarihi gerçeklere dayanarak cevap verir nitelikteydi!

Sn. Özakman Türkiye için önemli olan bu günü neden kutladığımızı bakın nasıl açıklıyor: “Kıbrıs’tan gelip bu savaşa katılan kahraman Mehmetçikler vardı.” Yani Sn. Özakman şunu söylüyor, sizler katıldığınız ve kazanılan bir savaşın neticesi olan Cumhuriyeti kutluyorsunuz. Diğer taraftan bu bilgi 20 Temmuz 1974 yılında Türk Askerinin adaya geliş nedenlerinden birini de ortaya koyuyor. Ayrıca belki de çoğumuzun bilmediği bir unsurunda altını çiziyor.

Türkiye ile Kıbrıs ilişkisini de tanımlayan Sn. Özakman “bizler siyasi olarak ayrıldık, manen ayrılmadık” diyor ve ekliyor “Kıbrıs öyledir. Kıbrıs’ın tarihine bakıldığında, Türklerle çok kaynaşılmıştır. Hamur olmuştur… Yani tarihçede kan kardeşiyiz.”

Türkiye ve Kıbrıs ilişkisini bu sözlerle tanımlayan Sn. Özakman bu ilişkinin bugünkü halini de şu sözlerle özetliyor: “Kıbrıs nezle olsa Türkiye sağlıklı kalmaz, oda hastalanır. Pek çok damarlarla birbirimize bağlıyız.”

Şüphesiz sohbetimiz Türkiye-Kıbrıs ilişkisiyle sınırlı kalmadı! Türkiye Yunanistan ilişkisini, Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak açıklayan Sn. Özakman konuyu şöyle aktarıyor: “Büyük taarruz yapılmış gidiliyor, Yunan ordusu yakıp, yıkmış. Atatürk İsmet Paşa’ya dönüyor ve şöyle diyor: Bir gün Yunanlılarla da dost olmamız ihtimali vardır. Buna hazır olalım.”

Yine Atatürk’ün vizyonu ve barışçıllığını gözler önüne seren Sn. Özakman’ın çok dikkatimi çeken bir tespitini, son olarak sizinde dikkatinize getirmek isterim: “Atatürk ‘sebepsiz ve haksız, savunma amaçlı olmayan savaş cinayettir’ diyen tek politikacı ve askerdir.”

Böyle bir röportajın üzerine söyleyecek başka bir söz olmadığı kanısındayım.

Ancak sizin söyleyecekleriniz varsa elbette özgürsünüz…

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!

_Not: Röportajın görüntülerini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz._ http://www.dailymotion.com/video/xb3gyh\_yyu-cylgyn-turky-turgut-ozakman-cem\_shortfilms Deve yanıt vermiş “Nerem Doğru ki?” ---3.12.2009 Önceki gün Ada Tv’de yaptığım Öğlen Ajansı programındaki konuğum ‘Aydınlık Yarınlar Hareketi’ başkanı Anıl Kaya’ydı. Sn. Kaya ile çok keyifli bir program yaptık. Keyifli diyorum çünkü ülke sorunlarını genel anlamda konuştuk ve açık söylemem gerekirse ‘artık fark ettim ki ben bundan ciddi-ciddi keyif alıyorum.’ Yani ülke sorunlarını konuşmak bana göre çok eğlenceli…

Sanırım bu sadece bana göre eğlenceli değil, toplumumuz bundan, derin bir hoşnutluk duyuyor. En iyi bildiğimiz şey, sorunları konuşmak. Hani şu “abi ya ne olacak bu Fener’in hali?” şeklinde başlayan futbol sohbetleri gibi; “abi ya ne olacak bu memleketin hali?”

İşte buradan çıkıyor her muhabbet! “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusunun hemen ardından, ülke sorunları anlatılmaya başlanıyor. Hatta çoğu zaman bu sorunlar anlatılmadan hemen önce şu cümle söyleniyor: “yahu geçen gün … gittim! Hala çözemediler şu sorunları…”

Evet şu ‘geçen’ sözcüğüyle başlayan meşhur şikayetlerimiz yok mu?

İşte tamda sorunların ‘bam’ teline basmamızı sağlayan cümlelerimizdir; söz konusu şikayetlerimiz.

İşin daha da komik yanı, bu cümle kalıbının siyasetçiler tarafından kullanılıyor olması. Öyle ki, bu duruma düşen ve devleti yöneten siyasetçilerimiz var! Yani sorunları çözmekle sorumlu olan kişilerin, sorunlardan şikayetçi olmasını varın siz düşünün…

Yazımın girişinde sözünü ettiğim gibi Anıl Kaya ile sorunları konuştuk. Aydınlık Yarınlar Hareketi olarak Sn. Kaya ve üyelerinin gündeme getirdiği belli başlı sorunlar var. Zira bunları sık-sık dile getirmek, kamuda çalışanların maaş ve baremlerini düzenleyen yasayı konuşmaktan daha hayırlı diye düşünüyorum.

Şüphesiz ilk konumuz, yeni atamalar nedeniyle evlerine gönderilen, 114 kişiden oluşan ve devlete yıllık 10 milyon TL’nin üzerinde bir yük ekleyen müşavirler ordusu oldu. Düşünebiliyor musunuz? Bu parayla tam 555 genç arkadaşımız devlette işe girebilir.

Ama yok! Hiçbir iş yapmayan, bundan şikayetçi olan, ancak her ay parasını alan ve hatta aralarında 9 bin TL’ye kadar maaş alan 114 kişi bu parayı alıyor. Devletin tüm birimleri bunun farkında ve ses çıkaran kimse yok! Valla helal olsun… Ne diyelim?

İkinci konuştuğumuz husus emeklilerin iş yapmaya devam ediyor olması. Hatta Sn. Kaya adres bile gösteriyor: “Şu an emekli olan ve DAÜ’de çalışan kişiler var” diyor. Peki bu konuda hareket eden, engel olmaya çalışan var mı? Yok!

Aynı şey memur olup, ikinci iş yapanlar içinde geçerli değil mi? Onlarca genç işsiz dururken, bu ülkeden göç etmek zorunda kalırken, hem devlette çalışıp hem de ikinci iş yapanlar onlara çalışma alanı bırakmıyor. Ve bunu tamamen yasalara aykırı yapıyor. Ve buna bu ülkede kimse ses çıkaramıyor… Valla helal olsun… Ne diyelim?

Bir başka konuysa enerji tasarrufu hususunda: Avustralya’da uygulanan bir projeyi, AYH Başkanı Sn. Kaya Avustralya’daki konuyla ilgili bakandan istemiş. İki gün içinde yanıt almış ve tüm proje kendisine gönderilmiş. Sn. Kaya’da almış bu projeyi Çevre Bakanlığına sunmuş. Bir buçuk aydır cevap bekliyor. “Daha çok bekler” dediğinizi duyar gibiyim. Tam Aziz Nesin’lik bir durum. Dünyanın öbür ucundan iki günde yanıt alınıyor, Lefkoşa’dan yanıt gelmiyor. Valla helal olsun… Ne diyelim?

En iyisi konuyla ilgili başka bir şey demeyelim!

Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri?” diye…

Deve yanıt vermiş “Nerem doğru ki?”

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte saygılı olun!

Kaynak sayfayı görüntüle ↗