Türkiye’de kabine revizyonu olmuş ve bunun üzerine iki bölümlü bir yazı kaleme almıştım. Yazıda dikkat çektiğim husus Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye Dışişleri Bakanlığına getirilmesiydi…
5 ve 8 Mayıs 2009 tarihlerinde iki bölüm halinde ‘Bölgenin Eski-Yeni Lideri’ başlığıyla yayınladığım bu yazıyı, şu an hatırlatmamım nedeni, o günlerde dikkat çektiğim konuların bugünlerde gerek Türkiye’de, gerekse Arap dünyasında tartışılıyor olması…
Söz konusu tartışmayı, yukarıda sözünü ettiğim ‘Bölgenin Eski-Yeni Lideri’ başlıklı yazımla değerlendireceğim. Ve sonunda hep birlikte bir noktaya ulaşacağız…
‘Bölgenin Eski-Yeni Lideri’ başlıklı yazımda dikkat çektiğim hususlarla ilgili son olarak Arap dünyasının etkili ve deneyimli gazetecilerden El Kuds El Arabi gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdulbari Atwan çok ciddi tespit ve değerlendirmelerde bulunuyor. Atwan, “…İnsanlar, artık biz Arapların Batı tarafından kandırıldığını anlamaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanmamızı, karşılığında bağımsızlık vereceklerini söylediler. Ama sonra ne oldu? Ne modernlik verdiler, ne bağımsızlık. Onun yerine mandacılık verdiler, işgal verdiler ve Filistin’i de Yahudilere verdiler. İnsanlar şimdi, “Evet, biz Osmanlı’lara karşı çok kötü bir şey yaptık. Batı tarafından kullanıldık” diyor. Bu kullanılma, ilk taslağı 1957’de ABD Kongresinde kabul edilen ‘Büyük Ortadoğu Projesini’de içine alan bir durum. Zira bu konuyla ilgili ‘Bölgenin Eski-Yeni Lideri’ başlıklı yazımda şöyle demiştim: “Belgelere göre Büyük Ortadoğu, batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyayı temsil ediyor.
Bu projeye göre ABD, bölgede yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir 'islam coğrafyası' dönüşüm stratejisi belirlemiş olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemekte.
Halk arasında BOP’un algılanışı, yukarıda ki resmi yaklaşıma nazaran aslında çok daha farklı! Türkiye’de dâhil olmak üzere söz konusu bölgelerde yaşayan halkın BOP’tan anladığı şu: ABD’nin yeraltı kaynakları açısından zengin olan yukarıda adı geçen bölgelerin zenginliğini ele geçirmek için izlediği strateji!”
Arapların bunu anlamaları şüphesiz çok önemli fakat bunu anlamalarını sağlayan bir neden olmalı! Bu farkındalığın şu günlerde çok konuşuluyor olması Türkiye'nin dış politikadaki yeni yaklaşımından kaynaklanıyor. Bu yaklaşımı El Kuds El Arabi gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdulbari Atwan şöyle yorumluyor: “Türkiye artık bölgesel bir süper güç olarak doğuyor. Bu yeni bölgesel süper gücün bir etki alanına, yeni pazarlara, komşularıyla iyi ilişkilere ve dünyanın bu köşesindeki siyasette daha etkili olmaya ihtiyacı var. ABD nasıl bir imparatorluk kurduysa, Türkiye de bir imparatorluk olabilir. Ama ekonomik gücüyle, siyasi rolüyle, ve popülerliğiyle. Türkiye artık, beş yüzyıl önceki gibi Ortadoğu ülkelerinde hükümetler kurmadan, Ortadoğu’nun yeni lideri olabilir.”
Türkiye’de ve Arap dünyasında bugünlerde tartışılan bu duruma 5 Mayıs tarihinde dikkat çekmiş, şöyle demiştim: “Türk dışişlerini bilhassa Ortadoğu konusunda uzman olarak kabine dışından yöneten –ya da gölge dışişleri bakanı olarak görülen- Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun bugün Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturması, gelecekte Türkiye’nin bölgedeki rolünün ne olması gerektiğini perçinleyecek gibi gözüküyor.
Zira bu adım gerek AB’ye gerekse ABD’ye verilmiş ciddi bir mesajı da içeriyor. Türkiye ABD’ye “bölgeye önem veriyoruz” mesajını daha güçlü ve meşru bir şekilde verirken, AB’ye de “Türkiye bölgesinde sözü dinlenen ve etkin ülke olacaktır” diyor.
Konuyla ilgili sadece Atwan konuşmuyor genel olarak Arap medyasında, Türkiye ile ilgili yayınlanan analizlerde, Türkiye'nin sonunda gerçek kimliğine ve doğal nüfuz alanına döndüğü, bunun bölgenin demokratikleşmesi ve modernleşmesi açısından umut vaat ettiği yazılıyor. Gazze konusunda takındığı tutum, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı bölgedeki en popüler liderlerden biri yapmış durumda deniliyor.
5 Mayıs tarihinde yayınlanan yazımda şunları söylemiştim: “ABD’nin “barış ve demokrasi” argümanını kullanarak ve bölgeyi daha barıştan yoksun, daha fazla demokrasiden uzaklaşmış hale getirerek bölgede hâkimiyet kuramadığı ve kuramayacağını anlaması, geçte olsa yine kendileri tarafından anlaşılmıştır.
Daha iyisi Türkiye’de bunu anlamıştır.Peki, Obama’ya Türkiye’de verilen mesaj nedir?
‘Bölgede Türkiye’nin ancak liderliği söz konusu olabilir. Tarihte bunu göstermektedir.’”
Sonuç itibariyle o günde demiştim, bugünde diyorum. Ve hatta artık sadece ben demiyorum: “bölgenin ‘eski-yeni’ lideri konumunda ki Türkiye’nin, ‘Ermeni Sorunu’, ‘Kıbrıs Sorunu’, ‘İsrail-Filistin Sorunu’ vesaire gibi konuları, kendi istekleri doğrultusunda, bir sorun olmaktan çıkarma konusunda ne kadar başarılı olabileceğini anlatmaya kalkışmanın, beyhude bir uğraş olacağı kanısındayım.” Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!
Not: Atwan röportajı ntvmsnbc’den alınmıştır.