Cumhurbaşkanımızın Radikal Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Erdal Güven’e verdiği mülakatlardan oluşan “Adam Talat’ın Kıbrıs’ı” isimli kitapta yer alan “KKTC’nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım” sözleri ülkemizde ve hatta Türkiye’de çok konuşulmuştu.
O günlerde bende bu konuyu kitabın yazarı Erdal Güven ile konuşmuştum. Zira bu sözleri Sn. Güven duyduğunda ne hissettiğini ve aralarında neler konuştuklarını merak ediyordum. Sn. Güven, Cumhurbaşkanımızdan bu sözleri duyduğunda kendisinin de şaşırdığını hatta Sn. Talat’a “dilerseniz bu kısımları yazmayabilirim” dediğini anlattı. Ancak Sn. Cumhurbaşkanımız herhangi bir sorun olmadığını yazabileceğini söylemiş.
Sn. Güven de yazmış ve kendisiyle görüştüğümüzde her yazar gibi kitabın bu cümle üzerinden değerlendirilmesinden dolayı çokta hoşnut olmadığını söylemişti. Haklı olarak kitapta yer alan diğer hususların bu tartışmanın gölgesinde kalmasında korkuyordu.
Fakat Cumhurbaşkanlığı sürecine ‘artık girdik’ diyebileceğimiz şu günlerde bu cümle muhalif kesimler tarafından şüphesiz kullanılacaktı. Bolca kullanıldı da. Ve hatta önümüzde ki süreçte de kullanılacak!
Bu ‘cümle’ çoğu kesime göre Sn. Talat’ın aleyhine bir tabloyu ortaya koyuyor olsa da, kim bilir belki de Sn. Talat kullanılmasını istiyordur. Yani Sn. Talat tüm bunların hesabını yapmıştır. Hatta belki de Türk dışişleriyle birlikte planlanan bir süreci yaşıyor olabilir miyiz acaba?
“Hahaha saçmalama” demeden önce yazının tümünü okumanızı tavsiye ederim.
Her fırsatta Sn. Talat’ın “2010 Nisan ayında seçim var” demesini 24 Eylül günü yine bu köşede ‘Talat’ın Takvimi’ başlıklı yazımda şu sözlerle yorumlamıştım: “2010 yılının Nisan ayında ülkemizde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ‘Kıbrıs Sorunu’nun çözümü konusunda önemli bir etken halini aldı! Sn. Talat son açıklamasında sorunun çözülmesi için uluslararası toplumun baskısıyla bir takvim oluşturulması gerektiğini söylüyor. Bu takvimi de, açıklamasının devamında şekillendiriyor.
Aralık ayında Türkiye ile ilgili AB raporu ve Nisan 2010’da KKTC’de seçimler var diyor. Yani gelin takvimi şöyle yapalım demeye getiriyor. Aralık ayına gelmeden önce al-ver süreci başlasın, 2010 Nisan ayı öncesiyse referanduma gidilsin… Sn. Talat’ın takvimi benimsenir, baskılarla her iki lidere bu takvim dayatılırsa çözüme bugünkünden çok daha fazla yaklaşılacağı kesin! Diğer taraftan ise Sn. Talat’ın siyasi geleceği açısından bu takvimin gerekliliği çok açık!
Bu arada çözüm istememekle suçlanan UBP’nin böyle bir durumda çözüme en büyük katkıyı yapmış olacağını söylemekte fayda var! Zira Sn. Cumhurbaşkanının “2010’da KKTC’de seçim olacak!” demesi, uluslararası topluma şu mesajı veriyor: ‘Bakın ben giderim UBP gelir ve KKTC’de çözümü ancak rüyanızda görürsünüz!’”
Belki de girişte sonuçlarıyla birlikte hatırlattığım ağlama olayı bu son cümleyi daha da etkili kılıyordur.
Belki de söz konusu ağlama durumu, batının ‘sözde’ korkulu rüyası olan ve Kıbrıs’ta çözüm istemeyen taraf olarak gösterilen UBP’nin güçlenmesini sağlasın diye yaratılmıştır.
Tüm bunları göz önüne alarak ve içine birazda ‘komplo teorisi’ ekleyerek, yukarıda sözünü ettiğim plana gelecek olursak: Talat’ın Türk dışişleriyle –belki de şu meşhur beyin fırtınası yaptıkları toplantılardan ortaya çıkan- yaptığı plana göre: Sn. Talat, uluslararası toplumda yaratılan hava ile Kıbrıs’ta çözümü sağlayabilecek olan tek lider pozisyonunda. Talat şu günlerde kendisine oy kaybettirecek açıklamalar ve hareketlerde bulunacak. Anketlerde seçimleri kaybetme noktasına gelecek. Sn. Talat’ın Cumhurbaşkanlığını kaybetmeye yakın bir pozisyonda olması, Kıbrıs’ta çözüme ulaşılması için uluslararası topluma ‘elini çabuk tut’ mesajı verecek. Ve bu 24 Eylülde kaleme aldığım ‘Talat’ın Takvimi’ni gerçeğe dönüştürecek.
Sizce çok mu uçuk bir plan?
Peki, Sn. Talat’ın söz konusu açıklamayı yapması, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan bir lider için ‘uçuk’ değil mi?
Perşembe günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve liften trafikte saygılı olun!