Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Özgürgün’den “Barış Açılımı”

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Dışişleri Bakanımız Hüseyin Özgürgün ile bakan olduktan sonra ilk programı geçen hafta yaptım. Aslında sayın bakanla birçok resepsiyonda karşılaştık, birçok konuda görüşmelerimiz oldu fakat bu görüşmeler sohbet çerçevesindeydi. Haliyle zihnimde oldukça fazla soru vardı. Bu sorulara sayın bakanımız içtenlikle cevaplar verdi. Bunun için ayrıca teşekkür etmek isterim.

“Gülerek karşılıyorum”

Haftalık olarak Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sn. Erçakıca genelde Çarşamba günleri basına bilgi veriyor. Sn. Özgürgün ile gerçekleştirdiğimiz röportajda bu güne rastlamış ve Sn. Erçakıca Sn. Özgürgün’ün Cumhurbaşkanı’nından ayrı temaslar yapmasını eleştirmişti. Şüphesiz giriş bu konu üzerine olacaktı. Öyle de oldu! Bu eleştiriyi gündeme getirdiğimde Sn. Özgürgün’ün yüzende küçük bir tebessüm oldu ve şöyle dedi. “Türkiye’de Egemen Bağışla görüştüğüm için Cumhurbaşkanıyla dönmemem eleştirilmiş, bu komik, esas işim bu, bunu yapıyorum diye eleştirilmeyi gülerek karşılıyorum.”

Bu röportaj sonrasında birçok farklı yerde Sn. Özgürgün Cumhurbaşkanı’nın heyetinde olmadığına dair açıklamalarda bulundu. Bu nedenle röportajda yer alan bu yöndeki açıklamalarına yer vermeyeceğim.

“Başbakan isteseydi gitmezdim”

Sn. Özgürgün ile uzun zamandır program yapamıyorduk bu nedenle özellikle merak ettiğim şey Cumhurbaşkanı’nın bir önceki ziyaretine neden katılmadığıydı. Zira konu ülkemizde çok konuşulmuş farklı yönde açıklamalar olmuştu. En çok konuşulansa Başbakan Derviş Eroğlu böyle istedi diye Özgürgün’ün katılmadığı yönündeydi. Sn. Bakan bu konuda oldukça rahat “Sn. Başbakan isteseydi ben bu defada gitmezdim” diyor ve ekliyor “Ancak Sn. Başbakan’ın böyle bir yaklaşımı olmadığını bu ziyarete katılmam gösteriyor.”

Peki neden bir önceki ziyarete Sn. Bakan katılmadı? Bu soruma Sn. Özgürgün biraz kırgın yanıt verdi: “Sn. Cumhurbaşkanına karşı saygıda kusur etmiyoruz. Gece geç saatlerde de Sn. Cumhurbaşkanı beni arıyor, konuşuyoruz. Sn. Cumhurbaşkanıyla çok iyi ilişkimiz var. Ama birileri bunu nasıl bu şekle getiriyor onu da anlamış değilim. Böyle bir ilişkimiz varken bir önceki ziyaret için özel kalem müdürünün iki gün kala bizim yetkililerimizi aramasını, çok ciddi bulmadım açıkçası. Demek ki Sn. Cumhurbaşkanımızın o ziyarete katılmam konusunda çok da istekli değil diye düşündüm. Ki katılmamı isteseydi bunu çok rahat bir şekilde bana söyleyebilirdi. O ilişkimiz var. O dönemde bu olay o kadar büyütüldü ki bu ziyarette biz uyumlu olma adına şekilcilik aramadık. Dedik ki, demek Cumhurbaşkanı böyle davranmak istiyor. Ancak bu ben Cumhurbaşkanlığı heyetindeyim demek değil!

Bu ziyaretle ilgili bir başka unsuru yine Sn. Bakandan öğrendim, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Sn. Özgürgün’ü arayarak bu davette kendisini görmek istediklerini bizzat kendisine iletmiş.

Sn. Talat ile Sn. Özgürgün’ün telefonla sık-sık konuştuğunu öğrenince, katılmadığı Türkiye ziyaretiyle ilgili Sn. Cumhurbaşkanı’yla görüşüp görüşmediklerini merak ettim. Sn. Özgürgün bunu yanıtlarken bir başka rahatsızlığını da gündeme getirdi: “Hayır! Hiçbir soru gelmedi. Niye katılmadın veya başka bir soru olmadı. Ancak başka bir konuyla ilgili bir akşam saat dokuz buçukta Sn. Cumhurbaşkanı beni cep telefonumdan arayıp veya ben onu arayıp böyle bir konu var diye birbirimizi arayabiliyoruz. Gerçekten çok samimiyetimiz var. Bu konular girince sanki Cumhurbaşkanıyla bizim hiç samimiyetimiz yokmuş gibi başkaları konuşabiliyor. Bunu anlamak çok güç!”

Türkiye’de neler konuşuldu?

Bizler medya mensubu olarak son Ankara ziyaretini ‘kritik’ diye nitelendirdik. Görüşmeye katılanlar açısından gerçekten kritik miydi? Neler konuşuldu? Hepimizin merak ettiği bu husus hakkında Sn. Bakan ziyaretin kritik olduğuna katılıyor ve görüşmeler hakkında şunları söylüyor: “Bizim kriterlerimiz var. Rumlarında var. Ve bu, arada ciddi farkları ortaya koyuyor. Biz buradan ne kadar gidebiliriz. Örneğin: Başkanlık konseyi konusu; dörde üç olmazda beşe üç olur. Rumlar yediye üç diyor, biz dörde üç. Bu noktada beşe üç diyebiliriz. Ama üç kişiden ikisinin oyu Türklerde aranacak. Böyle bir esneklik, ufak tefek. Burada oynayabiliriz. Türkiye’de bunlar hep konuşuldu. Ancak şu anda bunları teklif ediyoruz diye bir şey yok. Nereye kadar gidilebilirle ilgili konuşmalara örnek bu söylediğim. Ancak bunlar bir şeyler veriyoruz demek değil! Temel parametrelerden geriye gitmek söz konusu değil! Konuşulan temel parametrelerden ayrılmadan nereye kadar gidebiliriz, esneklikler neler olabilir. Bunu konuştuk. Al-ver sürecinin nasıl olacağıyla ilgili konuşuyoruz.”

En azından al-ver süreciyle ilgili şimdiden konuşmaların yapıldığını Sn. Bakan’dan öğrendiğimde aklıma ilk gelen Yunanistan oldu. Türkiye sürecin içerisinde ancak sanki Yunanistan süreçte yokmuş gibi davranıyor. Bunu Sn. Bakanla konuştuğumda tepkisi çok net oldu: “Yunanistan dışta görünse de işin içindedir. Sürekli Rum tarafıyla temasta olduklarını çok iyi biliyoruz. Yok gibi davranıyorlar, işlerine geldiği için, ama öyle değil! Yunanistan süreçte yoktur gibi saf sözlere ben inanmam, kimsede beni inandıramaz. Yunanistan tüm bohçasıyla birlikte, yatağıyla yorganıyla bu sürecin içindedir.”

“Annan planı çözümsüz çözümü getirecekti” Türkiye’de bunlar konuşulmuştu fakat Kıbrıs’ta nereye gidiliyor? Çözüm olacak mı? Sn. Bakan ne düşünüyor? Sn. Bakan için çözüm yaşayabilir olmalı ve bunu şöyle açıklıyor: “Yaşabilir bir çözüm bana göre tabanda halkların hazmedebileceği bir çözümdür. Bunu suni referandumlarla da sağlayamazsınız.” Suni referandum mu? Dediğimde Sn. Bakan Annan Planı’nın tartışıldığı zamanı hatırlatıyor: “Suni referandum, mesela bize 2003 yılında verilen sözler suniydi. Suni sözler vererek bir referandum da evet çıkartırsınız. Ama arkadan hiçbir söz tutulamayacağı görülürse o kesinlikle yıkılır.” Sn. Bakan böyle diyordu ama eğer Rum kesiminden evet çıksaydı çözüm gerçekleşmiş olacaktı. Sn. Bakan buna karşı çıkıyor: “O çözüm yaşamayacaktı. Bu da görüldü. Yani Annan Planında Rum tarafında evet çıkmış olsaydı görülecekti ki referandum öncesi verilen sözler tamam değilmiş. Çözüm olduğu halde çözüm olmamış. Çok daha büyük hayal kırıklığıyla geri dönülmüş olacaktı. Çözümsüz çözüm; daha doğrusu insanları hayal kırıklığına uğratmış bir çözüm olacaktı. O dönemlerde evet-hayır kampanyaları yürütülmüştü. Plana evet diyenlerinde gönlü rahat değildi, hayır diyenlerinde. Böyle bir çözüm nasıl yaşayacaktı?”

Sn. Bakan’a o dönem hayır cephesinde olduklarını hatırlatıp şimdi ki düşüncelerini sorduğumda “Böyle zorlama bir çözüme yine hayır deriz” diyor. Fakat burada akla takılan en önemli unsur, Sn. Talat’ın Annan Planına tamamen destek veren bir politikacı olması! Sn. Bakan’a Talat ile röportaj yaptığımda Sn. Talat’ın “Annan planı onaylansaydı çözüm olurdu” dediğini aktarıyor ve kendilerinin bunu “çözümsüz çözüm” olarak nitelendirmesinin “Hükümetle Cumhurbaşkanlığı nasıl birlikte çalışacak?” sorusunu gündeme getirdiğini hatırlatıyorum. Sn. Bakan şöyle yanıtlıyor: Bu hoş sohbeti burada kesiyorum ancak bu sorunun yanıtının yanı sıra Perşembe günü, ‘Kıbrıslılık’, ‘iki toplumlu etkinlikler’, ‘toprak ve harita konusu’, ‘UBP ne istiyor, federasyon mu, konfederasyon mu?’ Konularında Sn. Özgürgün’ün yorumlarını yine bu sayfada bulabileceksiniz…

Kaynak sayfayı görüntüle ↗