Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Talat’ın Takvimi

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Cumhurbaşkanımız daha önceki konuşmaları ve yurt dışı temaslarında, çeşitli çevreleri (ki buna genelde ‘uluslararası’ toplum dense de kast edilen çevrelerin, AB ve ABD olduğunu biliyoruz) Kıbrıs Müzakere sürecine müdahil olmaya davet etmişti.

Mevcut durumdaysa sözü geçen uluslararası toplum ‘ısrarla’ müdahil olmuyor, şu an sürmekte olan süreci ‘Kıbrıslı Çözüm’ ve hatta ‘Kıbrıs Planı’ gibi nitelendirmelerle değerlendiriyor.

Bir nevi topu iki toplumun liderine atıyor.

Bunun farkında olan Sn. Talat durumu şöyle değerlendiriyor “Şimdi ‘Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm’ diye bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar olmamıştır. Bugüne kadar böyle bir şey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü, taraflar o kadar yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek, tavizler vermek BM’nin veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı olmadığı takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.”

Yani her iki tarafın taviz vermesi için dış unsurların baskı yapması gerekiyor, aksi halde bir ‘olmamazlık’ durumu var ortada ve Sn. Talat bu durumdan hiç de hoşnut değil!

Sn. Talat’ın hoşnut olmayışına değineceğim ancak öncesinde BM veya uluslararası toplumun bu sorundan neden ‘uzak’ olduğuna bakalım.

Gerçekçi bir yaklaşımla, uluslararası toplumun bu tutumunun anlaşılabilir bir tutum olduğunu görebiliriz. Zira ‘Kıbrıs Sorunu’ gibi çetrefilli bir konuda kimse başı çekmek istemiyor artık. Tutanın elinde kalan bir sorun. Kimse olası bir başarısızlığı sahiplenmek istemiyor! Hatta siyasi kariyeri parlak olan Downer’ın bu soruna el atmaktan dolayı çok mutlu olduğunu zannetmiyorum.

Sn. Cumhurbaşkanımız gerek uluslararası toplumun bu yaklaşımından, gerekse sürecin bu şekilde sürmesinden hoşnut değil! Sn. Cumhurbaşkanının gerçektende çözüm istediğini göz önüne alırsak, hoşnutsuzluğunu anlayabiliriz.

Ancak burada ki sorun Sn. Talat’ın çözüm istemesi değil, Talat’ın …[truncated]sözlerinden de rahatça anladığımız üzere Hristofyas çözüm istememesi… Böyle bir durumda topun iki lidere atılması çözümsüzlüğü pekiştiriyor, liderler ‘müzakere etmek için müzakere ediyor’ ve işler çokta iyi gitmiyor.

Bunun ‘gün gibi ortada’ olduğu su götürmez bir gerçek olmasına rağmen Sn. Talat ve ekibi her fırsatta ‘çok ciddi yol kat edildiğini’ iddia etmeye devam ediyor.

Hal böyleyken neden bu ‘umut’ halka dağıtılıyor?

Yani umut tacirliliğinin sebebi ne?

Bu umudun halka pompalanmasındaki nedenleri iki yaklaşımla değerlendirelim: İlk yaklaşıma göre umudun devamlılığı çözümün gerçekleşebilmesi için en önemli etken. Çözüm vizyonunu ayakta tutabilmek için halkların çözüm olacağına inanması ve bu konuda umutlu olması gerekiyor. Bu nedenle pozitif mesajlarla sözü edilen umut canlı tutulmaya çalışılıyor. Aslında çözüm istiyorsanız doğru bir taktik ancak, her taktik hareketin olumsuz sonucu olduğu gibi, bu taktiğinde başarısızlıkla sonuçlanması halinde olumsuz sonuçları olacaktır. En önemli sonucu, şüphesiz halkı bir daha çözüm olacağına inandıramayacak olmanızdır.

İkinci yaklaşımsa Talat’ın doğal takvimi; yani Cumhurbaşkanlığı seçimleri…

2010 yılının Nisan ayında ülkemizde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ‘Kıbrıs Sorunu’nun çözümü konusunda önemli bir etken halini aldı! Sn. Talat son açıklamasında sorunun çözülmesi için uluslararası toplumun baskısıyla bir takvim oluşturulması gerektiğini söylüyor.

Bu takvimide, açıklamasının devamında şekillendiriyor. Aralık ayında Türkiye ile ilgili AB raporu ve Nisan 2010’da KKTC’de seçimler var diyor. Yani gelin takvimi şöyle yapalım demeye getiriyor. Aralık ayına gelmeden önce al-ver süreci başlasın, 2010 Nisan ayı öncesiyse referanduma gidilsin…

Sn. Talat’ın takvimi benimsenir, baskılarla her iki lidere bu takvim dayatılırsa çözüme bugünkünden çok daha fazla yaklaşılacağı kesin! Diğer taraftan ise Sn. Talat’ın siyasi geleceği açısından bu takvimin gerekliliği çok açık!

Bu arada çözüm istememekle suçlanan UBP’nin böyle bir durumda çözüme en büyük katkıyı yapmış olacağını söylemekte fayda var! Zira Sn. Cumhurbaşkanının “2010’da KKTC’de seçim olacak!” demesi, uluslararası topluma şu mesajı veriyor: ‘Bakın ben giderim UBP gelir ve KKTC’de çözümü ancak rüyanızda görürsünüz!’

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve liften trafikte saygılı olun! |

Kaynak sayfayı görüntüle ↗