Belki çok iddialı bir söz olacak!
Belki “hadi canım sende” diyeceksiniz...
Herşeye rağmen söyleyeceğim:
“Şu an yürütülen sürecin başlamasında ciddi rol oynayan Kosova’nın bağımsızlığının ilanı, çözüme ulaşmasında da çok ciddi bir rol oynayabilir.”
Bu yaklaşımdan sonra “pehh Kosova ile bizim aramızda dağlar kadar fark var! İkisi birbirinden çok ayrı unsur... Ne alaka!” diye söylenenlerinizi duyar gibiyim.
Ancak benim söylemek istediğim Kosova gibi bir çözüm olması hususunda değil.
Söylemeye çalıştığım şey Kosova örneğinin Rum tarafında yarattığı motivasyon.
Buna en ciddi örnek ise geçen yıl Rum kesiminde yapılan seçimler.
Hatırlayın Hristofyas bile seçildiğine şaşırmıştı.
Hatta Hristofyas seçim sürecinde Türklerle bir araya gelmiş ve sonrasında şöyle bir açıklama yapmıştı: “Seçimlerde Türkler oy kullanıyor olsa kesin kazanırım.”
Hristofyas’ın çözüm yanlısı olan ‘görüntüsü’ ve Kosova’nın ilanı Rum seçmende “çözüm olmaması halinde ileride bir gün Kosova gibi Türklerde devletlerini dünyada tanınır hale getirebilir” düşüncesinin oluşmasına sebep olmuştu.
Bu düşünce müzakerlerin başlaması ve bu süreci başlatabilecek olan bir adayın seçilmesi gerektiği fikrini doğurmuştu. Dolayısıyla ibre Hristofyas’a dönmüştü.
Hristofyas’da zaten bu düşünceyi seçim sürecinde kullanmıştı.
Özetle Hristofyas’ın seçilmesinde Kosova’nın ilanı büyük rol oynamıştı diyebiliriz.
Diğer taraftan Kosova örneğini Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat’da isim vermeden kullanmıştı.
Müzakerelerin başladığı gün olan 3 Eylül 2008’de yaptığı açıklamanın bir bölümünde Rum halkına Sn. Talat şöyle diyordu: “Dünyamız oldukça hareketli günler yaşıyor. Balkanlar’da ve Kafkaslar’da yaşanan gelişmelerin sizi tedirgin ettiğini biliyorum. Bu gelişmeleri “kötü örnekler” olarak algılıyorsunuz. Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve kapsamlı bir çözüm bulamazsak, bu “kötü örnekleri” ürküntü ile izlemeye devam edeceksiniz. Kötü örneklerden korkacağımıza, başka halklara “iyi örnek” olalım.”
Tabi bu açıklama “bizim derdimiz Kosova gibi bağımsızlığımıza kavuşmak değil! Ancak çözümsüzlük bu yöndeki korkunuzu devam ettirecektir” manasına geliyor.
Yani sayın Talat “eyyy Rum halkı, aklınızı başınıza toplayın ve bizimle oturup anlaşın! Yoksa o çok korktuğunuz ‘adanın sonsuza dek bölünmesi’ gerçek olabilir!” diyor.
Adanın sonsuza dek bölünmüş olması konusunda heyecana kapılan, “evet işte bizimde istediğimiz bu” diyenlerin ülkemizde azımsanmayacak düzeyde olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz.
Fakat ne var ki bu konuda tam zıttını düşünen, adanın birleşmesi yolunda çaba sarfeden ve şu an müzakerecimiz olan bir Cumhurbaşkanımız var.
Ve onu biz seçtik!
Öyle veya böyle gerek Hristofyas’ın gerekse Talat’ın zihninin bir köşesinde ‘Kosova’ örneği canlılığını koruyor.
Bu noktada önemli olan, bu örneğin müzakere sürecinin başında olduğu gibi, çözüm sürecinde de kullanılabilir olması!
Bana göre Hristofyas gerçektende çözüm istiyor ve bunda samimiyse, tıpkı seçimlerde yaptığı gibi Kosova örneğini kendi halkına ‘aba altından sopa göstermek’ şeklinde gösterir ve halka şu düşünceyi “e ne yapalım sonsuza kadar ayrılmaktansa buna razı olalım”ı empoze ederse çözüme ulaşmak hiçde zor değil!
Hristofyas bunu yapmıyor ve/veya yapamıyorsa Sn. Talat pekala yoldaşına yardımcı olabilir. tıpkı 3 Eylül 2008’de yaptığı gibi bu unsuru kullanabilir.
Neticede sürecin başında ciddi rol oynayan Kosova, sürecin son bulmasında da bu rolü üstlenebilecektir.
Aksi halde müzakere sürecinde elimizi güçlendirmesi yüksek olan bu unsuru da kullanmamış olacağımız aşikar…
Salı günü görüşmek ümidiyle...
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte saygılı olun!