Onu hiç bu ülkeden gitmek için, bu kadar istekli görmemiştim…
Burada okumuş, burada evlenmiş, burada iş hayatına atılmış ve burada çocuk sahibi olmuştu!
Çocuğunun doğumuyla birlikte oluşmuştu bu ‘gitme’ fikri zihninde!
Talihsiz ancak her çocuğun başına gelebilecek ve ne mutlu ki çözümü olan geçici bir hastalığı vardı biricik kızının…
Ne var ki daha bir haftalık olan minik kızlarının rahatsızlığına Devlet Hastanesinin -ona göre- ilgisizliği, onu bu topraklardan soğutmuştu!
Aslında Devlet Hastanesindeki görevliler sık karşılaştıkları bu hastalıkla olması gerektiği ölçüde ilgileniyorlardı.
Ama her ilk babalık duygusu taşıyan insanlar gibi, çocuğunun bu ilk hastalığında o da çok endişeliydi…
Ve gerek hastanede ki görevliler, gerekse aile fertlerinin sözleri onun için anlamlı değildi!
Gitmek istiyordu bu ülkeden…
Gelecekte biricik kızının olası herhangi bir hastalığı karşısında ne yapacağını bilemiyordu…
“O hastaneye güvenmiyorum, oraya kızımı bir daha götüremem” diyordu ve ekliyordu “gitmemiz gerek!”
Oysa tıpkı benim gibi bu ülkede yaşayan binlerce insan O hastaneye götürüyordu evlatlarını!
Neticede her türlü riski alıp Rum tarafına gitmenin dışında, güvenecek başka dalları yoktu O insanların…
Sonuçta onun bu ülkeden sırf bu nedenden ötürü gitmesi için hiçbir neden yoktu!
Aslında gideceği hiçbir yerde yoktu!
Sadece gitmek istiyordu; nereye gittiğini bilmeden!
Sadece endişeliydi…
Ve sürekli “gitmem gerekiyor” diyordu; ta ki bir Yakın Doğu mezunu ve Suat Hocayı yakından tanıyan biri olarak benim ona söylediğim sözlere kadar!
Onu gitmekten alı koyan sözlerim şunlardı: “Biraz daha bekle! Suat Hoca öyle bir hastane yapıyor ki, belki de gittiğin yerden şifa bulmak için tekrar buraya gelmen gerekecek!”
Bu güveneceği başka dal onu gitme fikrinden biraz uzaklaştırmıştı…
O halen bu ülkede yaşıyor!
Onu gitmekten alı koyduğum için mutluyum.
Çünkü bu ülke için çalışıyor ve bu ülke için ‘kalması’ önemli!
Ona söylediğim sözlerde ne kadar haklı olduğumu ortaya koyan ve önceki gün Yakın Doğu Üniversitesinden yapılan açıklama beni çok daha mutlu etti.
Neden mi?
Çünkü açıklamayı okuduğumda hem Yakın Doğulu olmaktan gurur duydum, hem de bu ülkede yaşayan ve bir evlat yetiştiren bir baba olarak tutunacak başka bir dalımın olması beni ayrıca mutlu etti.
Eminim yakında hizmet vermeye başlayacak olan YDÜ Tıp Fakültesi Hastanesinin özelliklerini anlatmaya çalıştığım alt satırları okuduğunuzda sizde mutlu olacaksınız…
• Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Uluslararası Sağlık Akreditasyonuna sahip olacak!
• Ayrıca Tıp Fakültesi Hastanesinde, Hizmet Servisleri ile Acil Servis, Radyoloji, Nükleer Tıp, 8 Ameliyathaneden oluşan ameliyathane ünitesi, yoğun bakım servisi ile anjiyo servisi yer alacak!
• Bunun yanında 9 katlı orta blok Laboratuar, Hemodiyaliz Servisi, Kan Bankası, 250 yatak kapasiteli Tedavi Servisleri, 4 kattan oluşan Radyoterapi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi, İlaç Hazırlık ve Dağıtım Bölümü, Doğum Servisi ile poliklinik hizmetleri de verilecek.
Suat Hoca Rum Kesimine gidip şifa arayanlara da mesaj vermeyi unutmamış açıklamasında! Bakın ne diyor Suat Hoca: “YDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nin hizmete girmesiyle, sağlıkta hem kendi kendimize yeterli olacağız hem de Güneyin de Sağlık Hizmetlerimizden yararlanmasını sağlayacağız.”
Bugüne kadar hep olmaz denileni yapıp, Kıbrıs Türk halkına “olabilir, yapabiliriz” demeyi yatırımlarıyla öğreten Suat Hoca, yine “olabilir, yapabiliriz” diyor. Duyabiliyor musunuz?
Gurur duymakta ve tutunacak başka bir dalımın olmasını düşünmekte haksız mıyım?
Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!