Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Bu Bayrak Neyi Temsil Ediyor?

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Haber şöyle başlıyor:

“ADANA Tenis Dağcılık ve Su Sporları Kulübü’nün (ATDSK) uluslararası tenis turnuvası için bastırdığı davetiyede, Güney Kıbrıs Rum Kesimi Bayrağı’ndaki Kıbrıs haritasında, KKTC ve Rum Kesimi farklı renklerle yer aldı.”

Ve şöyle devam ediyor:

“Olayın teknik bir hata sonucu meydana geldiğini bildiren ATDSK Başkanı Hilal A. Aksöz şunları söyledi: Baskıyı yapan matbaa, davetiyede yer alan 16 ülkenin bayrağıyla ilgili görselleri internetten indirmiş. Ancak, Rum Bayrağı ile ilgili görseli dikkatle incelenmemiş. Bilerek yapılmış bir hata değil.”

Önce bayrağın nasıl bulunduğu ile ilgili konuşalım.

Haberde geçtiği gibi bu bayrağı internet ortamında bende bulmaya çalıştım. İnternet ortamında görsel bir şey veya bilgi arıyorsanız ilk yazacağınız adres şüphesiz www.google.com olur. Söz konusu adrese birçok isim yazdım. Önce resmi bir organizasyon olduğu için “Republic of Cyprus”, “Cyprus”, “Kıbrıs Cumhuriyeti” yazdım ama bu bayrağa rastlamadım. Ardından muhtemelen bir Türk olan davetiyelerin dizaynını yapan arkadaş gibi düşündüm “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”, “Kıbrıs”, “KKTC”, “Rum Cumhuriyeti”, “Rum Bayrağı” yazdım ama yine de bulamadım.

Yani interneti çok iyi kullanmama rağmen ben bu bayrağı internet ortamında bulamadım.

O arkadaş ne yazdı ve buldu, açıkçası merak ediyorum.

Neyse, hazır internetteyken haberin yayınlandığı sitelere de baktım, haberden çok yapılan yorumlar ilgimi çekti! Bu yorumlarda kimisi, “Keşke Kuzeyi kırmızı yapsaydılar ve KKTC bayrağını ayrı koysaydılar” derken, kimisi de “Biz anca bunlarla avunuruz” diyor. Kimisiyse “Bir kere Rum Bayrağı değil, Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi değil, Kıbrıs Cumhuriyeti. Bu ne saçmalık” diyordu.

Tüm bu tartışmalar bir yana bu bayrak neyi temsil ediyor?

Bayrağa baktığınızda KKTC bayrağı değil, Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı değil, hatta Annan Planında ortaya atılan bayrakta değil. Diğer taraftansa böyle bir bayrak ne bir federasyonu nede konfederasyonu temsil edebilir.

Neticede bayrak şu aşamada hiçbir şeyi temsil etmiyor!

Ancak anladığım kadarıyla olmayan ve daha önce üzerinde düşünülmeyen bir bayrak olduğu kesin.

O zaman düşünelim…

İlk bakışta “sanki 74 sonrası çizilmiş ve adanın gerçekleriyle örtüşen bir bayrak” diye düşünülebilir. Hatta propaganda açısından kullanılabilecek bir şey olduğu bile savunulabilir.

Diğer taraftansa sık dile getirilen “Kıbrıs Cumhuriyetinde bizimde haklarımız var” düşüncesinden hareketle, ‘böyle bir bayrağın söz konusu hakların savunulmasında nasıl bir argüman olacağı?’ üzerine yorumlar ve düşünceler ortaya atılabilir.

Kısacası siyasi görüşünüze göre konu üzerine birçok farklı yorumda bulunabilir, düşünceler üretebilirsiniz.

Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum.

Düşününde…

Cuma günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte lütfen saygılı olun! Gün Olur Alır Başımı Giderim ---1.05.2009 Hafta başından beri Orams davasıyla yatıp kalkıyoruz... Oysa bizler ‘O’ gün hiç gelmeyecek diye düşünüyorduk!

Sanki böyle bir dava yok gibiydi bizim için...

Belkide olmamasını istiyorduk.

Ya da birileri istiyordu olmamasını!

Bir şaşırmışlık hali var memleketin üst kademesinde.

Vatandaştan, medyadan gelen “Niye böyle oldu?” sorusu rahatsız ediyor birilerini...

Sanki o birileri bilmiyordu böyle olacağını...

Sanki o birilerine söylenmemişti böyle olacağı!

Birileride kafasını ellerinin arasına almış şekilde düşünüyor şimdi, “neden böyle oldu?” diye.

...

“Sahi ya neden böyle oldu?” diye düşünmeye devam ediyor birileri!

Oysa müzakere süreci ‘devam’ ediyordu...

Oysa çözüme çok ‘yaklaşmıştık’.

Oysa her şey ‘çok güzel’ olacaktı!

Birileri kendini aldatılmış, sırtından bıçaklanmış hissediyor.

Masa başında müzakere süreci devam ederken beklemiyordu bu sonucu.

Üzgün, kırgın, biraz kızgın ve birazda dargın birileri.

“Nasıl olurda çözüme ulaşılması için destek verdiğini söyleyenler, çözümsüzlüğü getirecek bu kararı alır?” diye düşünüyor, çıkamıyor işin içinden birileri...

Oysa çözüm için çalışıyor, çözümü düşünüyor birileri...

“Peki ya sırtımdaki hançerle çözüme nasıl ulaşabilirim?” diyor kendi kendine birileri.

“Siz çözmek istemiyorsunuz, sizsiniz çözümsüzlüğün sebebi” diye bu kararı alanlara haykırmak, avazı çıktığı kadar bağırmak istiyor birileri.

Birilerinin aldığı karar, birilerini çok üzmüşe benziyor.

Oysa O birileri değil mi, birilerinin aldığı kararda pay sahibi olan?

O birileri de aslında bunu düşünüyor şimdi.

“Acaba engel olabilirmiydim?” diyor.

“Keşke”lerle dolu cümleler kuruyor belkide, ister istemez.

Sürekli kendini sorguluyor, ancak istemiyor sonuçla ilgili soru sorulmasını...

Ama biliyor bundan sonra ne yapacağını.

Söylemek istiyor açıkça, hatta bağıra bağıra...

“Sırtımdaki hançerle, keserim müzakereyi.”

Sonra yıllar önce dinlemek için sık fırsat bulduğu, Livaneli’nin şarkısı geliyor aklına, başlıyor mırıldanmaya: “Gün olur alır başımı giderim Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda..

Şu ada senin, bu ada benim

Yelkovan kuşlarının peşi sıra..

Gün olur başıma kadar güneş

Gün olur başıma kadar mavi

Gün olur deli gibi...

Gün olur alır başımı giderim!..”

Salı günü görüşmek ümidiyle 1 Mayıs işçi bayramınız kutlu olsun ...

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! Bölgenin ‘Eski-Yeni’ Lideri (1.Bölüm) ---5.05.2009 Türkiye’de ki kabine revizyonunda dikkatimi çeken tek husus Dışişleri bakanlığında ki değişiklik oldu! Bu değişikliğin, bir başka değişikliğin (BOP) devamı olduğu kanısındayım. Bu konuyla bağlantılı olan söz konusu değişikliği ele almadan önce BOP’un ne olduğunu anımsayalım. Büyük Ortadoğu Projesi: Belgelere göre Büyük Ortadoğu, batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyayı temsil ediyor.

Bu projeye göre ABD, bölgede yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir 'islam coğrafyası' dönüşüm stratejisi belirlemiş olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemekte.

Halk arasında BOP’un algılanışı, yukarıda ki resmi yaklaşıma nazaran aslında çok daha farklı. Türkiye’de dâhil olmak üzere söz konusu bölgelerde yaşayan halkın BOP’tan anladığı şu: ABD’nin yeraltı kaynakları açısından zengin olan yukarıda adı geçen bölgelerin zenginliğini ele geçirmek için izlediği strateji!

Bizlerin bir önceki ABD Başkanı George Bush’tan daha yüksek tonda duyduğu söz konusu strateji, aslında ABD Kongresinin 1957’de kabul ettiği ‘Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma’ başlığını taşıyan ve Eisenhower Doktrini olarak anılan kararın devamı niteliğinde. Yine halk tarafından dile getirilen “ABD günlük politika üretmez! Onlar 50 yıllık, 100 yıllık politikaları devam ettirir” sözlerine atıfta bulunmadan bu konuyu geçemeyeceğim.

Hal böyleyken, bundan 52 yıl önce belirlenen strateji ile politikalar üreten ABD’nin süreç içerisinde başarılı olduğunu söylemek imkânsız. Hatta bölgede ‘Barış ve İstikrarı Koruma’ diye adlandırılan kararın gönümüzde tamda zıt yönde hayat bulduğu gerçeği gözler önünde. Buna son örnek ise Irak!

Peki, Türkiye bunun neresinde?

Devamı Cuma günü…

Aslında bu soru ABD’nin ‘başarıya’ ulaşamamasında kilit noktada yer alıyor. Bu noktadan hareketle geçen yıllar içerisinde ABD’nin gerek soğuk savaş döneminde, gerekse ilk Körfez savaşı, sırası ve sonrasında Türkiye’yi maşa olarak kullanmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Bölgede yüzyıllar boyu İstanbul’dan çıkan kararlar doğrultusunda yönetilen halkların geleneği ‘patron ülke’ konumuna gelmek isteyen ABD’nin karşısına çıkmış olan en büyük engel.

Bu engelin altında yatan etmenler ve söz konusu geleneğin birazda üzerine giderek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ı günümüzde bölgede ki en popüler ‘lider’ konumuna getirdiği ortada!

Bu konuma gelmek önemli!

Ancak bu liderliği sağlamak ya da daha doğru tabirle bu liderliğe ihtiyaç olduğunun farkındalığı ile hareket etmek, şüphesiz çok daha önemli…

(Devamı Cuma günü…)

Cuma günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! Bölgenin ‘Eski-Yeni’ Lideri (2.Bölüm) ---8.05.2009 _(Salı günkü yazının devamı!)_ Söz konusu farkındalık ile hareket eden ve Türk dışişlerini bilhassa Ortadoğu konusunda uzman olarak kabine dışından yöneten –ya da gölge dışişleri bakanı olarak görülen- Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun bugün Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturması, gelecekte Türkiye’nin bölgedeki rolünün ne olması gerektiğini perçinleyecek gibi gözüküyor.

Zira bu adım gerek AB’ye gerekse ABD’ye verilmiş ciddi bir mesajı da içeriyor. Türkiye ABD’ye “bölgeye önem veriyoruz” mesajını daha güçlü ve meşru bir şekilde verirken, AB’ye de “Türkiye bölgesinde sözü dinlenen ve etkin ülke olacaktır” diyor.

AB bu mesajı almıştır. Zira bu atama sonrası AB’den gelen tepkiler bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan AB’nin sürekli arıza çıkarmasına yönelik Türkiye’nin bu iddia ile Ortadoğu’da etkin rol alması, bugün arıza çıkaran ve bu atamayı ‘müzakerelerden uzaklaşma’ olarak algılayan AB’nin belki de tek korkusu gerçekleşiyor, Türkiye ilerde muhtaç olduğu ülke noktasına geliyor.

Kim bilir belki de, AB’ bu farkındalıktan hoşlanmamış, AB süreci sayesinde kendisine bağımlı bir Türkiye’nin devamlılığından yanadır. (Bu başka bir yazının konusu!)

İşin AB boyutu böyle gibi gözüküyor.

Peki, ABD boyutu?

ABD’nin Türkiye’deki bu farkındalığı anlamasını sağlayan ilk olay 1 Mart tezkeresiydi! TBMM tezkereyi kabul etmemiş, Türk hava sahası, liman ve toprakları en önemlisi İncirlik Hava Üssü Irak’ı işgal etmeye hazırlanan ABD’nin kullanımına açmamıştı. Türkiye ABD’ye “bölgemde bilgim dışında ki hareketlere izin vermem” diyordu. Hem de ABD’nin silahı demokrasiyle!

Uzun yıllar bu olaydan ötürü taraflar arasındaki ilişki en düşük seviyede –ki ben buna ‘çekingen stratejik ortaklık’ diyorum- sürmüş ancak bağlar kopmamıştı. Bu bağların eskisinden daha kuvvetli bir şekilde yeniden tesisi için yine ABD adım atmış, yeni Başkan ilk olarak Türkiye’yi ziyaret etmişti.

Obama’nın geçtiğimiz ayın başında Türkiye’ye yaptığı bu ziyareti ve verdiği mesajları anlamak yerine, bu önemsemeyi iyi okuyan Türkiye’nin, ona verdiği mesajları anlamaya çalışmak daha doğru olacaktır.

Evet, ABD dünyada süper güçtür!

Ancak 1957 yılından günümüze farklı isimler ve projelerle, aynı stratejide yol almaya çalışan ABD’nin “barış ve demokrasi” argümanını kullanarak ve bölgeyi daha barıştan yoksun, daha fazla demokrasiden uzaklaşmış hale getirerek bölgede hâkimiyet kuramadığı ve kuramayacağını anlaması, geçte olsa yine kendileri tarafından anlaşılmıştır.

Daha iyisi Türkiye’de bunu anlamıştır.

Peki, Obama’ya Türkiye’de verilen mesaj nedir?

‘Bölgede Türkiye’nin ancak liderliği söz konusu olabilir. Tarihte bunu göstermektedir.’

Bu arada akıllarda ki soru işaretini kaldıralım.

Bu rol Türkiye’yi doğuya yaklaştırmak anlamını taşımamaktadır. Aksine AB’ye hazırlanan, bölgesinde güçlü hatta lider konumunda ki Türkiye başta Ortadoğu olmak üzere tüm kesimlerin çıkarınadır.

Bu noktadan hareketle, bölgenin ‘eski-yeni’ lideri konumunda ki Türkiye’nin, ‘Ermeni Sorunu’, ‘Kıbrıs Sorununu’, ‘İsrail-Filistin Sorunu’ vesaire gibi konuları, kendi istekleri doğrultusunda, bir sorun olmaktan çıkarma konusunda ne kadar başarılı olabileceğini anlatmaya kalkışmanın beyhude bir uğraş olacağı kanısındayım.

Bu bir düş müdür, yoksa tarihi gereklilik mi?

Varın bu sorunun cevabını siz verin…

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!

Kaynak sayfayı görüntüle ↗