Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Unuttum!

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Günlerdir aklımda bir soru var: “Acaba biz miyiz balık hafızalı, yoksa balıklar mı?” Kendi kendimi sorgular oldum bu soruyla.

Bu sorgunun zihnimde olmasının katkısı şüphesiz evimdeki balıklara yarıyor.

Evimdeki akvaryumu her gördüğümde yanlarına gidiyor yemlerini veriyorum.

İşin ilginç yanı yemlerini verirken de yine bir tereddüt içerisinde olmam! “Acaba daha önce yem vermiş miydim?” diye sorguluyorum kendimi.

Aynı sorunla karşı karşıya olan birçok insan olduğunu balıkları aldığım yerin sahibi söylüyor. O bu durumdan çok mutlu! Çünkü yem verilmeyen balıklar ölüyor, o da satışlarını arttırıyor.

Neyse netice itibariyle günde bir defa balıklara yem vermek gerekiyor ve biz bunu dahi aklımızda tutamıyoruz. Bu durumda da asıl soru gündeme geliyor: “Onlar mı biz mi balık hafızasına sahibiz?”

Balık hafızalı olmak çok da kötü bir şey değil aslında. Yapılan hataları unutmak, acıları anımsamamak iyi bir şey olsa gerek. Evet, insanı insan yapan değerler bunlar, fakat zaman-zaman unutulması halinde daha mutlu bir yaşam olurdu herhalde…

Aslında unutma konusunda oldukça başarılı bir toplumuzdur.

Yani unutmayı severiz biz. Belki de yukarıda sözünü ettiğim ‘mutlu yaşam’ bizi motive ediyor unutmak konusunda; nedenini bilmiyorum ancak unuttuğumuz kesin!

Gerek kişisel yaşanmışlıklar, gerekse toplum olarak yaşadıklarımızı unutmayı tercih ediyoruz.

Aslında bu bir yetenek!

Yani kişisel tarihimizle ilgili zihinlerimizde küçük oynamalarla bazı şeyleri unutabiliriz ancak toplumsal olarak nasıl bunu başarıyoruz, açıkçası benimde çok garibime giden bir şey bu!

Yakında seçim var ve bizler ‘nasıl unutuyoruz’u sorgulayacağız belki de…

Ama önce ben sorgulayayım sizi!

Siz, unuttunuz mu yaşanmışlıkları?

Siz, sandığın başına gittiğinizde kendinizi nasıl sorgulayacaksınız?

Siz, yaşantınızdan memnun musunuz?

Siz, hayal ettiğiniz yaşantıyı size sağlayacağını düşündüğünüz herhangi bir parti programı ve kadrosuyla karşılaşabildiniz mi?

Siz, sesiniz olduğunu düşündüğünüz bir parti lideri bulabildiniz mi?

Sizin sesiniz ne?

Sesinizi nasıl duyuruyorsunuz?

Sesinizi duyurmak için herhangi bir girişiminiz oldu mu?

Yoksa yine sessiz kalacak, ses çıkarmayacak ve size yapılanları unutmayı mı tercih edeceksiniz?

Size yapılanlar ne?

…

Neyse ben balıklara yem veriyim!

Cuma günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!

Not: Sorularda son maddeyi boş bıraktım, sorulara siz devam edin. Yeter ki sandık başına kendinizi sorgulamadan gitmeyin! Görev: Kıbrıs Filmini Bitirmek! ---3.04.2009 Yargılama ve önemsememe söz konusu olduğunda odaklanın… Emin olun o işin altında mutlaka birileri tarafından sarf edilen ‘emek’ söz konusudur.

Açık söylemem gerekirse bir işte emek varsa mutlaka saygı görmelidir!

Emek verilen işlere saygı göstermenin yanında çoğu zaman onları bir bedel …[truncated] ödeyerek elde ederiz.

Ancak bazı emekler vardır ki karşılığını ödeyemeyiz.

Onun karşılığı yoktur…

Bu kimi zaman bizim için yapılan bir iyiliktir, kimi zamansa toplumun iyiliği için sarf edilen emektir.

Maddi olarak karşılığı olmaz bu gibi durumların. Bazen karşılığı olmamasına hayıflanırız. Söz konusu iyiliğin altında eziliriz. Fakat gün gelir bir şekilde öderiz bu iyiliğin karşılığını…

Bazı emekler vardır ki karşılığı yoktur onların.

Söz konusu olayda sarf edilen emeğin amacı bizim beğenimizi kazanmak içindir.

Ona ‘sanat’ deriz biz…

‘Kimler gerçek sanatçı’ üzerine sürekli tartışsak da anlamı gerekli mesajı verir aslında… Arapça'dan gelen ‘sanat’ kelimesi amel, iş yapma anlamlarını veren “san'a” kökünden gelir. Yapılan iş, alet yardımıyla, belirli bir el becerisiyle sürdürülen meslek dallarını kapsamaktadır. Özetle bu kelime Arapça'da, insanın akıl ve zekâsını kullanarak yaptığı işleri anlatır.

İnsanın akıl ve zekâsını kullanarak ortaya koyduğu sanat ürünleri çoğu zaman beğenimizi kazansa da zaman-zaman kimileri tarafından tehdit olarak da görülmüştür.

Ancak bana bunları yazdıran şey tehdit olarak görülmesi değil!

Önceki gün Hüseyin Köroğlu bir yazı kaleme aldı.

Köroğlu “Farkında İseniz” başlıklı bu yazısında geçtiğimiz yaz ülkemizde çekilen “Görev Kıbrıs” filminin son halinden söz etti.

Yazıyı okudukça yukarıda ki cümleler dolandı düşüncelerimde!

Şöyle diyor Köroğlu:

“Yüzde doksan dokuzunun K.K.T.C.’de geçtiği bir filme sahip çıkamadık dostlar. Sayın İlhan Kızılkaya doğaldır ki, belirli insanlardan aldığı sözlerle yola çıkarak ülkemize geldiğini söylüyor ve kendisine verilen sözlerden hep bahsetti zaten. Benim şahit olduğum ortamlarda da, devletin en tepesindeki “Devlet adamlarımızdan” da sözler aldı. Fakat yine de yalnız bırakıldı Sayın İlhan Kızılkaya. İnanın, ülkem adına yaşananlardan ben utandım diyebilirim.”

Şimdi ülkemizin yetiştirdiği en önemli sanatçılarından biri olan Sn. Köroğlu’nu utandırmamızdan mı bahsedeyim yoksa devlet adamlarımızın verdiği sözleri tutmamasından mı? Ya da verilen sözlerin tutulmamasından dolayı ülke tanıtımına ve turizmine şüphesiz çok ciddi katkılarda bulunacak olan böyle bir filmin bitirilmemesinden mi? Veya onlarca insanın emeği geçen ve %98'i çekilmiş, sadece bir sahnesi kalmış bir filmin vizyona girememesinden mi bahsedeyim? Peki ya filmin yapımcısı, yönetmeni için ne demeli? Bu filmi birilerine güvenerek bu hale getirmiş, zaman harcamış, emek sarf etmiş ve ona söz verenler sırtını dönmüş…

Olaya hangi pencereden bakarsan bak saçma sapan bir şey çıkıyor ortaya!

Görsel sanatların baş tacı, propaganda silahlarının en önemli unsuru sinemaya bu denli sırt çevirmek hangi akla hizmet ediyor hiç anlamış değilim.

Hem de buna, bu kadar ihtiyacımız varken!

Sn. Köroğlu aynı yazısında şöyle devam ediyor: “Kararlıyım dostlar, eğer film vizyona çıkamazsa, bütün yapılanları bu köşede tek-tek okuyacaksınız. Üstelik bu defa üstü kapalı değil, isim vererek ve de belgeleri sizlere göstererek yazacağım.”

Merakla o isimleri öğrenmek istediğimi belirtmek isterim…

Yukarıda da dediğim gibi bazı emekler vardır ki karşılığını ödeyemeyiz…

Ona sanat deriz biz…

Eyyy bu film için söz verenler, siz hiç sanat için emek verdiniz mi?

Salı günü görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! | Anket Savaşları ---7.04.2009 Bazı terimler, hayatımıza bire-bir etki eden anlamlar taşır. Bunlardan biri ‘istatistik’tir.

İstatistik insan hayatı için çok önemli olduğu gibi yöneticiler açısından da hayati önem taşır. Zira toplumun nabzını tutmada, ihtiyaçların giderilmesinde, yanlış uygulamaların düzeltilmesinde ve sözü geçen toplumun ne seviyede olduğunu bilmede, yol gösteren bir bilimdir.

İstatistik bilimi için:

“Rakamların bilimi, sayıları anlamlı kılma sanatı ve objektif değerlendirme için mutlak norm” tanımlamasını yapabiliriz.

Ancak!

İstatistik biliminin önemiyle doğru orantılı olarak, bu bilimi kullanarak araştırma yapan kurumunda önemi vardır!

İstatistik bilimi, finanstan sosyolojiye, psikolojiden meteorolojiye, tıptan ekonometriye kadar pek çok alanda kullanılır.

Ülkemizde son günlerde en çok tartışılan konulardan biri olan anketlerde yine istatistik bilimi kullanılarak yapılan bilimsel bir çalışmanın ürünüdür.

Yani ‘yanlı’, ‘uyduruk’, ‘gerçeği yansıtmıyor’ diye sonuçlarını değerlendirdiğimiz “şeyler” bilimsel bir çalışmanın ürünüdür. Evet, yapılan anketlerde beklediğimiz sonuçlar çıkmıyor olabilir. Fakat bilimsel bir çalışmayı sırf bu nedenle bu şekilde nitelendirmek ne kadar doğru?

KADEM’in anketi üzerine yapılan tartışmaları, söylenen sözleri duydukça şaşırmıyor değilim! Zira aynı kurum vakti zamanında, şu anda onu eleştirenlerin istediği sonuçları verdiğinde, bu tartışmalar zıt yöndeydi. Ayrıca o dönemde KADEM’in yaptığı araştırmaların sonuçları, neticeyi vermişti diye anımsıyorum.

Tüm bunlar bir yana benimde hocam olan Muharrem Faiz’in bilime ne kadar önem verdiğini, bilimsel çalışmalarını, üniversite hocalığını göz önüne aldığımızda yapılan eleştirileri daha düzeyli bir seviyeye çekmek durumunda olduğumuzu düşünüyorum.

İçinde birçok bilimsel yöntem kullanılan bir çalışmayı bu kadar basitleştirmek, bilime sırt çevirmek, bu denli sözlerle suçlamaya kalkışmak ve ardından da ülkeyi yönetmeye aday olmak sizce de tezat değil mi?

Bilime inanmayan bir yönetim!

Yapılan araştırmanın sonuçlarına inanmaya bilirsiniz; kendinize göre araştırmayı yanlı olarak değerlendirebilirsiniz. Fakat bu size o araştırmayı yok sayma hakkı vermez… İnanmıyorsanız, yapmanız gerekenler basittir: Söz konusu çalışma bazı argümanlara dayalı olarak yapılır ve kayıtlar elde vardır. Bunların açıklanmasını istersiniz, söz konusu araştırmanın bilimsel boyutlarını araştırırsınız. Vesaire…

Yoksa bir özgüven sorunumuz mu var?

Daha akılcı günlerde görüşmek ümidiyle…

Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve liften trafikte saygılı olun!

Kaynak sayfayı görüntüle ↗