“Hoplayıver çekirge.
Zıplayıver çekirge.
Benim canım çekirge.
Pıtı pıtı-pıtı çekirge.”
Geçtiğimiz gün kaleme aldığım “Genç Pireler” yazısını yazarken aklımda hep bu türkü vardı.
Görünmez camlarla engellediğimiz gençlerin yaptığı denemelerin, ruhlarında yarattığı yılgınlıkları aşılabilmesini sağlamak adına onları motive edici, daha halk diliyle “dürtücü” eylemlere girişmekte fayda olduğu kanısındayım.
Zira yarattığımız çekirgelerin şüphesiz buna ihtiyacı var!
Peki, bunu nasıl sağlayabiliriz?
Son günlerde çok tartışılan Kumarhane için para verilmesi konusu tartışılırken aklımda hep “böyle bir paramız varsa gençlere yatırım alanları yaratamaz mıyız?” sorusu vardı!
Böyle bir paraya sahip bir kurumumuz varsa, bu kurumun ciddi bir duyuru ile gençlere yönelik başlatacağı “Proje getir, al krediyi” kampanyası başlatabilirdi! Bu sayede bir çok genç arkadaşımıza iş imkânı yaratılabilirdi! Hatta konuyu “yaratılabilirdi” noktasından çıkarıp rakamlarla ortaya koyalım: Basit bir hesapla Kumarhane için verildiği söylenen 4 milyon doları iyimser bir tavırla TL’ye çevirdiğimizde elde ettiğimiz rakam 8 milyon TL yapıyor. Yine iyimser bir tavırla bu parayı iyi projelerle gelecek olan gençlere dağıtmış olsaydık ve onlara 50’şer bin TL kredi verseydik 160 genç arkadaşımız birer işletme sahibi olabilirdi. Bu 160 arkadaşımız 2 arkadaşını yanına almış olsaydı, 480 kişiye iş imkânı sağlanmış olurdu.
Şimdi kilit sorulara gelelim:
• Söz konusu kumarhanenin yaratacağı ekonomik değerler 160 işletmenin ülke ekonomisine katacağı dinamiklere eşdeğer midir?
• Söz konusu kumarhane 480 Kıbrıslı genç arkadaşımıza iş imkanı sağlayacak mıdır?
• Yoksa söz konusu kumarhane ülkemizde yaşayan 480 Kıbrıslı genç arkadaşımıza kumarhane alışkanlığı mı sağlayacaktır?
• Söz konusu kumarhane için verilen krediyle alınacak olan Geminin batması olasılığında yapılan yatırım mı bu ülke için önemlidir?
• Yoksa bir kişiye verilen krediyi 160 kişiye dağıtmış olsaydık yapılacak olan yatırımlar mı bu ülke için önemli?
• Diğer taraftan verilen krediyi bir kişinin geri ödemesi riski yüksek, yoksa 160 kişinin geri ödemesi mi?
• Ayrıca hayallerini gerçekleştirme fırsatı tanıdığımız söz konusu 160 genç arkadaşımız bu parayı geri ödemese ne olur?
Sözlü telkinlerle, yani motive edici sözlerle, hatta daha açık ve halk diliyle yazalım “gaza getirici” sözlerle ‘çekirgeleştirdiğimiz’ gençlerimizi sözde harekete geçirebiliriz.
Fakat burada bu sözleri yazmanın pek bir faydası yok!
Zira seçim arifesinde bu yolu deneyen, bu sözleri söyleyen pek çok siyasetçimiz var…
Daha akılcı siyasetçi ve yöneticilerimizin olduğu bir ülkede görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!
Not: Ülkemizde bu yönde fonlar olduğuna dair açıklamaları ciddiye almadığımı belirtmeliyim. Zira hayaller kuran, bu hayallere ulaşmak için fırsat bekleyen gençlerimize ulaşmayan, dolayısıyla iyi duyurulmayan bu tip kampanyaların neye hizmet ettiğini anlamıyorum. Kirli Siyaset ---3.03.2009 Ülkemiz haberlerini internet ortamında paylaşıma sunan bir internet sitesinin başlıkları dikkatimi çekti, sizinle paylaşmak istiyorum: Soyer: “UBP'nin söyleyecek sözü yok” Eroğlu'ndan Avcı'ya: “Adam değilsin!”
Avcı: “Eroğlu başarısız olacak ve siyasete veda edecek” Serdar Denktaş: “19 Nisan mahkeme günü” Çakıcı: “TDP, kilit parti olacaktır” Pertev: “Baraj sorunumuz yok” Siyasi ortam gitgide geriliyor!
Söylemler sertleşiyor; öfke sınırları zorlanıyor.
Ne yapacağını bilemeyen siyasetçiler projelerini anlatmak yerine siyaseti gergin bir ortama sürüklemeye ya da temennilerini dile getirmeye çalışıyor.
Diğer taraftan konuyu derinlemesine analiz ettiğinizde ise aslında komik bir durumu ortaya çıkıyor!
Erken seçim tarihi açıklanmadan önce muhalefetin seçim istemini hatırlayalım: Her fırsatta muhalefet liderleri hükümetin ülkeyi yönetemediğinden söz ediyor ve erken seçim istiyordu. Bu istem aslında şu demek oluyor: “Biz programımız ve hazırlığımızla seçime hazırız…”
Peki ne oldu? Olan şu:
Tüm siyasi parti liderleri yukarıda da görüldüğü gibi ya birbirini suçluyor, ya da temennilerini dile getiriyor.
Aslında ne olması gerekirdi?
Normalde seçim tarihi açıklandıktan hemen sonra, ülkeyi yönetmeye aday olan muhalefet liderleri, daha önceden hazırlanmış olan parti programlarını, projelerini bir basın toplantısıyla açıklar ve ülkeyi nasıl yöneteceklerini, vatandaşın sorunlarının ne olduğunu bildiklerini kamuoyuyla paylaşırdı.
Peki bizde ne oldu?
Seçim tarihi açıklanalı neredeyse iki ay oldu ve hala daha seçim isteyen muhalefet liderleri parti programlarının hazırlık aşamasında olduğunu söylemekten çekinmiyor.
Bu arada işin daha da komik yanı, seçim kararını birlikte aldıklarını söyleyen hükümetin koalisyon ortaklarından da partilerinin programı hakkında ses seda yok!
Yani bir karmaşa hâkim memlekette, seçimlere gidiyoruz ve partilerin ne yapacağı hakkında söylemlerin dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Onları oy istedikleri vatandaşın karşısında sorumlu tutacak yazılı metinler hala daha ortada yok!
Parti programı çok mu önemli?
Bana göre çok önemli değil! Parti programları ve projelerle sözünü etmeye çalıştığım şey, siyasi partilerimizin seçime ne kadar hazır olduğuyla ilgili; görüyoruz ki hiçbiri tam olarak hazır değilmiş! Ayrıca parti programları açıklandığında göreceğiz ki hemen-hemen hepsi birbirine benzeyecek. Burada önemli olan partilerin programlarında sözünü ettiği icraatları yapabilecek adaylarla ortaya çıkması!
Sonuç?
Yönetmek veya yönetmeye kalkışmak eleştirileri baştan kabul etmek demektir. Ancak eleştirmeninde kendi içinde sorumlulukları var! Eleştirilerinizi çözüm önerilerinizle sunmalısınız ki gerek eleştirdiğinize gerekse sizi eleştirmeye iten önemsediklerinize katkınız olabilsin. Bir sorun çözme sanatı olan siyasette karşılıklı eleştiriler elbette olmalı; ancak sözünü ettiğimiz çerçevede…
Ne var ki bizdeki siyasetçilerin düştüğü durum: eleştiri yapmaya kalktıklarında ya suçlamaya giriyorlar, ya kişisel saldırıda bulunuyorlar ya da eleştirdikleri hususları bilimsel verilere dayatmadan kulaktan dolma sözlerle gündeme getiriyorlar.
Hal böyle olunca da siyaset içindeki konuşmalar kirli tartışmalara sahne oluyor.
Siyasete daha hazır siyasilerin olduğu bir ülkede görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! Sloganizm ---5.03.2009 Hayatımızda ne kadar fazla slogan var değil mi?
Artık konuşmak yerine belli sözcüklerden oluşan cümleleri tercih ediyoruz.
Fikir üretmek yerine üretilen fikirleri tekrar etmek daha kolayımıza geliyor sanırım.
Siyasi tartışmalarımız bile sloganlardan ibaret.
Desteklediğimiz partinin gündeme getirdiği konuları sloganlaştırıyor, sonrasında bunu kendi fikrimizmiş gibi dostlarımızla yaptığımız siyasi sohbetlerde kullanıyoruz.
Siyasi parti liderleri sloganlar atmıyor mu ortaya?
Elbette atıyor...
Bir kaç örnek verelim:
“Eskiler gidecek...”
Hemen-hemen her seçimde mutlaka birileri tarafından kullanılan, iddialı bir slogan! Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi bilemem! Bu konuda önceki seçimlere göz atmakta fayda var... Ancak gerek bu sloganı kullanıp siyaset sahnesinden rol çalmaya çalışanlar olsun, gerekse sokakta bu sloganı merkezine alıp konuşmaya çalışanlar olsun, bazı sorulara yanıt vermek durumunda kalabilirler.
Örnek sorular:
Kim eski?
Kim yeni?
Söyleyen yeni mi?
Neye ve kime göre eski?
Bir başka slogana geçelim.
Mesela bir önceki seçimlerde sürekli gündeme getirilen “...statüko yıkılacak!” sloganı... Bu slogan çerçevesinde inanılmaz boyutlarda tartışmalar yaşanmış hatta bu konuda kitap bile yazılmıştı. Bu sloganı önceki seçimlerde ortaya atanların, son yıllarda devlet erkini elinde tuttuğu gerçeğini anımsayarak bazı sorular soralım.
Örnek sorular:
Statüko yıkıldı mı?
Statüko kim veya neydi?
Yıkıldıysa nasıl?
Neden yıkılamadı?
Yine son günlerde yani seçim arifesinde siyasi parti liderleri dünyanın en popüler sloganlarından birini söylemekten kendilerini alamıyorlar: “...değişim şart!”
İşin ilginç yanı vakti zamanında söz konusu değişimi gerçekleştirebilecek olan kişi ve/veya partide aynı sloganı kullanıyor. Ne var ki burada da sorular var!
Örnek sorular:
Neden değişmeli?
Neden değiştirmediniz?
Acaba siz mi değişmelisiniz?
Örnekleri çoğaltabiliriz, ancak ne gerek var; zaten etrafımız sloganlarla çevrili...
Bir ürünün tanıtımı ve anlamı için sloganların önemi su götürmez bir gerçek!
Sloganlar her zaman olacak!
Olmalı da!
Önemli olan sloganların içini doldurabilmekte...
Yani sloganlarla konuşmak yerine, sizi o sloganı söylemeye iten nedenleri açıklayabilmelisiniz!
Aksi halde fikri olmayan, başkalarının ürettiği cümle kalıplarıyla konuşmaya devam eden bir birey olarak hayatınıza devam edersiniz...
Bu nedenle:
“Eyyy siyasetçilerimiz, slogan üretme konusundaki başarınızı takdir ile izlediğimizi belirtirken, diğer taraftan içi boş sloganların da peşine düşeceğimizi belirtmek isteriz...
Saygılarımızla...
Vatandaşlarınız...”
Diyebilmeliyiz; ve hatta diyoruz...
Salı günü görüşmek ümidiyle...
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve trafikte saygılı olun!