Olası bir çözümden sonra ülkemizde yaşayan hemen-hemen her kesimin ortak payda da buluştuğu nokta Rum kesiminin ekonomik büyüklüğünün bizi bertaraf etmesi! Ekonomik kriz öncesi bu yönde politikalar geliştirilmeye çalışıldığını hatırlıyor olmalısınız. AB ile ilerletilen görüşmeler vs. ile kurulacak yeni bir federasyonda Kuzey ekonomisi ile Güney ekonomisi arasında ki uçurumun en aza indirilmesi için çalışmalar yapıldığı söyleniyordu. Aynı tartışmalar Annan planı gündemdeyken de yapılıyordu. Evet diyenler söz konusu uçurumun bir şekilde ortadan kaldırılacağına inanırken, hayır cephesi bu uçurumun tehlikelerine dikkat çekiyordu.
Konuyu şöyle özetleyelim: Güney ekonomisine 5 birim dersek, Kuzey ekonomisi iyimser bir düşünce ile bu oranda 1 birim olarak nitelendirebilinir. Herhangi bir şirket evliliğinde dahi böylesi bir oranda kurulacak ortaklık küçük olanın söz hakkının ne düzeyde olacağını da yansıtır.
Evet, müzakereler yapılıyor ve belki de söz konusu müzakerelerde bu konu gündeme geliyor ya da gelecek. Hatta belki de örnek verdiğimiz durumun farkında olarak Kuzey kesiminin ekonomisini koruyucu önlemlerde konuşuluyor olabilir.
Fakat önlemler konuşulsa da ve hatta olası bir çözüm planının içinde söz konusu önlemler yer alsa da bu önlemler bizim ekonomimizi ne kadar koruyabilir?
Diğer taraftan önceki gün Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Ekonomi Komitesi Başkanı Alp Cengiz Alp ile yaptığım söyleşide edindiğim bilgilere göre şu anda yürürlükte olan Yeşil Hat Tüzüğü aleyhimize çalışıyor. Sn. Alp rakam da veriyor! Başlarda farkına varamadığımız Tüzüğün bize yönelik dezavantajlarının ekonomik olarak bize getirdiği zarar 50 Milyon Euro dolaylarında. Bu rakamın ekonomimiz için ne denli önem arz ettiğini yine bir örnekle açıklayayım: Geçtiğimiz gün açıklanan ve sonra Cumhurbaşkanımız tarafından durdurulan –gerçi Başbakanımıza göre durdurma kararını kendisi vermiş- Devletin satışa çıkardığı mallardan elde etmeyi umduğu gelir 18 Milyon Sterlindi. (Ki bu günün kuruyla bu rakam 21 Milyon Euro yapıyor.) Oysa Yeşil Hat Tüzüğünden kaynaklanan zararımız 50 Milyon Euro! Yaklaşık iki buçuk katı!
Ekonomide ucuz mal veya iyi yapılan tanıtım faaliyetlerinin –ki bunların hepsi yine güçlü bir ekonomiyi gerektirir- tüketiciler üzerindeki etkileri tartışılmaz bir gerçek. Kaldı ki bu gerçeği şu sıralarda da yaşıyoruz. Ekonomik anlamda bizden güçlü olan Rum esnafı ve yönetimi, gerek ürünleri pazarlama gerekse ucuzlatma politikalarıyla ülkemizde ciddi bir müşteri potansiyeline sahip! Bu durumda; yani tüketicinin dilinden anlayan ve bu dile hitap edebilen yöntemler geliştirme gücüne sahip olan bir ekonomi karşısında, olası bir çözümden sonra kendi yerli üreticimiz ve esnafımızı nasıl koruyabiliriz?
Aslında bir şansımız var!
Bu şans: kapılar açıldıktan sonra şu an yaşadıklarımız gelecekte yaşayacaklarımız konusunda çok iyi fikirler veriyor.
Yapılması gereken belki de şu an yaşadıklarımıza bakarak çözüm yönünde yürütülen müzakereler sonucunda çıkacak olan planı şekillendirmek!
Evet, bu bir şans, ancak eğer farkındaysak bu bir şans olabilir…
Şüphesiz farkındayız!
Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! İnsan Olmak! ---3.02.2009 6 Ocak 2009’da yine bu sütunda bir yazı yazmış, İsrail’in Gazze’deki katliamı üzerine “Utanıyorum İnsanlığımdan” demiştim.
O yazı şu sözlerle bitiyordu:
“ ‘Neden’ diyorum kendi kendime!
Tüm dünyanın gözleri önünde orada bir şeyler oluyor, hem de kanlı bir şeyler ve kimse buna dur demiyor, diyemiyor! Niye?
“Hangi çıkar ilişkisi onlarca sivilin ölümüne seyirci kalmayı sağlayabilir ki?” sorusu kemiriyor beynimi!
Cevap bulamıyor, utanıyorum insanlığımdan…
Evet, utanıyorum insanlığımdan…”
Bu yazının üzerinden daha bir ay geçmeden Davos’da her yıl yapılan “Dünya Ekonomik Forumu” başladı ve gayet iyi bildiğimiz bir şekilde gelişmeler yaşandı. Davos’da gerçekleşen panelde yer alan Peres’in sözlerine karşılık Erdoğan’ın tepkisi herkes gibi beni de gururlandırdı.
Şüphesiz Erdoğan’ın tepkisine yönelik eleştiriler olacaktı! Oldu da…
Kimi aşırı tepki diye nitelendirirken, kimisi yerinde ve doğru bir tepki dedi. Şahsi fikrim Erdoğan’ın tepkisinin yerinde ve doğru bir tepki olması yönünde.
Ayrıca yine eleştirilen konulardan biri, Ortadoğu’da arabuluculuk görevi üstlenen Türkiye’nin bu gerginlik sonucunda bu vasfını kaybetmesi yönünde yapılan yorumlar. Şahsen tam aksini düşünüyorum. Erdoğan’ın Davos’ta sergilediği tavır Ortadoğu’nun tam da ihtiyacı olan “insanlık” vasfının dünyaya hatırlatılmasıdır. Yani Erdoğan söz konusu panelde dünyaya da bir mesaj vermiştir…
O mesaj:
“Diplomat olabiliriz, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Bakan, Lider, Kral vs olabiliriz. Ancak her şeyden önce insanız! İnsanlığımızı yok sayıp salt çıkar ilişkileriyle dünyayı yönetemeyiz. Gazze’de yaşanan insanlık dramını, katliamı yok sayamayız.”
Yine aynı yazımda şu cümleler geçiyordu: “Gazze’yi düşünüyorum! Atılan her bombada irkilen küçük çocuklar geliyor gözlerimin önüne… Annelerin ‘bitecek korkma evladım’ dediklerini duyuyorum. Çaresiz babaları, duvarları yumruklarken görüyorum. O yumrukları yüreğimde hissediyorum. Ne yapabiliriz diyorum, çaresizliği anlıyorum. Öfkem daha da artıyor…” Evet, öfkeliydim, bir şey yapamamaya, yapılmamasına öfkeliydim. Ancak Erdoğan’ın Davos da ki tepkisi bir şey yapmaktı. O bir şey: Benim gibi İsrail’e öfkeli yüzlerce insanın sesi olmaktı. O bir şey: Gazze’deki daha kabuk bağlamamış yaralara dünyada ki en güçlü ilaçtan daha kudretli merhem olmaktı.
Tüm bunlar bir yana yazımın girişinde de hatırlattığım “Hangi çıkar ilişkisi onlarca sivilin ölümüne seyirci kalmayı sağlayabilir ki?” cümlesini düşünürken; şu günlerde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’da verdiği tepkinin İsrail ile aramızdaki çıkar ilişkilerine zarar vereceğine dair yorumlarda bulunan meslektaşlarımı üzüntü ile okuyorum… Onlardan ricam bu soruyu kendilerine sormaları!
Bu arada;
Nedir bu çıkar muhabbeti!
İnsan olmak dostlar…
İnsanlığımızı hatırlamak!
Hangi vicdan sahibi ölen yüzlerce çocuğu unutup çıkar ilişkisini düşünebilir ki?
Sadece bu nedenle bile olsa:
“Teşekkürler; vicdan sahibi ve insanlık konusu gündeme geldiğinde, tüm diplomatik tahammülleri bir kenara bırakan, ezber bozan Başbakanımız Sn. Erdoğan.”
Perşembe günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!
Not: 6 Ocak 2009 tarihli “Utanıyorum İnsanlığımdan” başlıklı yazının tamamını okumak için www.starkibris.net adresini ziyaret ediniz…