21-25 Aralık ‘Milli Mücadele ve Şehitler’ haftasındayız, bugünlerde şehitlerimizi anıyor, milli mücadele yıllarında neler yaşandığını konuşuyoruz. Fakat biz konuşuyor, biz dinliyoruz!
21-25 Aralık’ı ve 1963-1974 yılları arasında neler yaşadığımızı ve/veya Kıbrıs’ta neler yaşandığını dünyaya anlatabildik mi?
Burada “Rumlar tanınmışlığın avantajını kullanarak bu dönemi istedikleri şekilde dünyaya anlattı” demek yaşadıklarımızı dünyaya uygun bir dille anlatamayışımızı açıklıyor mu?
Peki, biz 1974’den sonra ne yaptık?
Ülkemizi inşa ettik, aynı zamanda görüşmeler sürdü, savaş sonrası neler yapılması gerekiyorsa onları yaptık! Sonra KKTC’yi ilan ettik, iç siyasete daldık ve hala çıkamıyoruz…
Cumhurbaşkanımızı görüşmeci olarak tayin ettik, o görüştü biz bakan olduk, başbakan olduk! O görüştü biz muhalefete düştük kavgalar verdik! O görüştü dernekler, örgütler kurduk ona bile karşı çıktık. KKTC’de oturduk, devletin nimetlerinden faydalandık, büyüdük, geliştik, yetiştik ve dedik ki “Aaa ülkemizi kimse tanımıyor!” Biz tanıtmak için ne yaptık? Hadi bize iş düşmezdi, yapabileceğimiz bir şey yoktu devletimizin tanınması için ve yapamıyorduk da… Peki, en azından neler yaşadığımızı dünyaya anlatamaz mıydık? 1963–1974 yılları arasında yaşadıklarımızı kimlere anlattık? ‘Kanlı Noel’i kimler biliyor? Hangi derneğimiz veya örgütümüz bunları bize değil de dünyaya anlatabilmek için kuruldu? Dünyaya bu dönemde yaşananları anlatabilecek düzeyde uluslararası kapasitede kaç yayınımız var?
Evet, Rumlar tanınmışlığın avantajını kullanıp dünyadaki siyasetçiler üzerinde baskı kurabiliyorlardı ve etkin lobileri vardı! Halen daha var! Dünyanın en etkin lobisi sizce de halklar değil midir? Rumlar geniş olanaklarıyla söz konusu siyasetçileri baskı altına alırken bizim o siyasetçilerin siyaset yapmaya çalıştığı topluma ulaşma fırsatımız ve olanağımız yok muydu? O toplumlara neler yaşadığımızı broşürlerle veya en basiti küçük el ilanlarıyla anlatamaz mıydık?
Geçtiğimiz günlerde Kayıp Otobüs belgesel filminin yönetmeni gazeteci Fevzi Tanpınar Öğlen Ajansı’nda stüdyo konuğumdu. Kayıp Otobüs’ün galasının hemen sonrasında da kendisiyle röportaj yapmıştım. Konuştuğumuz konuların geneline baktığımda elde kalan sonuç ne yazık ki aynı oluyor; konu bazında bakir bir ülkede yaşadığımız. 1963–1974 yılları arasında bu ülkede yaşananlar o kadar işlenmemiş ki Hollywood’dan herhangi bir yapımcı gelse zil takıp oynar. Hiçbir şey yapmamışız!
Bu noktadan sonra sorunları konuşmanın beyhude bir uğraş olacağı kanısındayım. Artık sorun değil çözüm üretmeliyiz. Hemen aklıma gelense tanıtma dairemizin bütçesinden veya Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığımızın bütçesinden pay ayırarak Kayıp Otobüs ve onun gibi belgesel, hatta uzun metrajlı filmler için ödemeler yapılmalı.
Ayrıca bu konuda sorumluluğumuzun da arttığını belirtmeliyim. Zira Rum kesimi dünyaya 1963–1974 yılları arasında yaşananları kendi ideolojileri doğrultusunda anlatırken diğer taraftan kendi halkına da ciddi bir karartma uyguladı! Yani bizler söz konusu dönemde yaşananları sadece dünyaya değil Rum halkına da anlatmalıyız. Çok işimiz var ve biz bu işlere girişmek yerine maalesef birbirimize giriyoruz…
Sizce de bugünlerde yaşadığımız pek çok sorunun kökünde 1963–1974 yıllarında yaşananları dünyaya anlatamayışımız yatmıyor mu?
Salı günü görüşmek ümidiyle…
Çevrenize lütfen dikkat edin ve lütfen trafikte saygılı olun.