Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

Biriniz Açın Şu Telefonu!

KKTC’de yaşıyorsanız kurduğunuz hayaller bazen çok garip olabilir! Tıpkı benimkiler gibi… \\\ Evet, biliyorum Albert Einstein’ın “Hayal gücü bilgi gücünden önemlidir” sözünü ve…

Cem Kar yazı arşivi simgesi

KKTC’de yaşıyorsanız kurduğunuz hayaller bazen çok garip olabilir!

Tıpkı benimkiler gibi…

Evet, biliyorum Albert Einstein’ın “Hayal gücü bilgi gücünden önemlidir” sözünü ve farkındayım öneminin. İnsan hayal etmeli ki hedefleri olabilsin! O hedefler uğruna çalışmalar yapsın, yani hayatını anlamlandırsın.

Ama ne yazık ki son günlerde benim kurduğum hayaller çok basit ve garip! Son günlerde, sürekli aradığım devlet dairesinde ki o küçük odayı ve ortamı hayal ediyorum: Yoğun iş temposundan kendini alamayıp çalan telefonun dahi farkına varamayan bir devlet memurunu hayal ediyorum: Vatandaşın önüne koyduğu sorunlar ve belgelerle bir başına, yalnız çalışmak zorunda kalan, bir sürü işi personel yetersizliği nedeniyle tek başına yapmaya çalışan, üstüne üstlük bir kahve molası bile veremeyen bir devlet memurunu hayal ediyorum. Onun o halini hayal ederken yüksek bir ses beni hayalimden alıkoyuyor, sesin geldiği yere bakıyorum, bir inşaatta çalışan işçilerin zorluklarla nasıl başa çıktığını görüyorum…

Hayal ediyorum onun yaşadığı sorunları, onun gibi düşünmeye çalışıyorum… O an aklıma Gogol’un ‘Palto’sunda ki memur Akakiy Akakiyeviç geliyor! Akakiyeviç’in paltosu için yaptığı mücadele canlanıyor gözümde! Sonra Akakiyeç’ten bizim memura geçiyor hayallerim, memurun aklından geçen cümleyi tahmin etmeye çalışıyorum; “İş yerindeki birçok sorun yetmezmiş gibi birde özel hayatımdaki sorunlar yok mu? Ah en azından özel hayatımda ki sorunlar olmasa ne güzel olacak” diye düşündüğünü düşünüyorum. Üzülüyorum onun için, sonra televizyonu açıyorum, iş bulamayan bir adamın hayatının ne kadar kötü olduğuyla ilgili bir haberi izliyorum…

Kişilerden nesnelere geçiyor hayallerim… O küçücük odada çalışmak zorunda kalan memurun, etrafına üşüşen dosyaları resmediyorum hayalimde! Kızıyorum onlara, “Çekilin! Rahat bırakın adamı!” diyorum. Sonra zır-zır çalan telefonu görüyorum, işine adapte olmuş, bırakın öğle tatilini bir kahve molası bile veremeyen memurun dikkatini dağıtmak için elinden geleni yapan telefonu da paylıyorum kendimce… Sonra kulağımda ki sesin farkına varıyorum. O zır-zır çalan telefonun sorumlusu olduğumu fark ediyor, biraz da kendime kızarak kapatıyorum telefonu…

Odadan çıkıyor hayallerim, mesai saati bitimini hayal ediyorum… Sürekli o küçücük odada çalışmak zorunda kalan memurun, vatandaşı bekletmemek için yoğun iş temposuna girip mesai saatinin bittiğini fark edemeyişini hayal ediyorum. Kendi kendine nasıl kızdığını duyuyorum, arabasına hızla binerken görüyorum onu... Trafiğe takıldığında diğerlerine bağrışlarına tanık oluyorum; “Kardeşim hepiniz ayrı arabalarla işinize gitmek zorunda mısınız?” diye, eve geç kalmanın endişesiyle serzenişlerine şahitlik ediyorum. Sonra arkamdaki arabaların korna sesleriyle hayalimden uyanıyorum. Ben hayal kurarken yeşil ışığın yandığını fark edemediğimin farkına varıyor, hayıflanıyorum; arkamdaki arabaları beklettiğim için...

Kaynak sayfayı görüntüle ↗