Girne · Kuzey KıbrısGazeteci / Yazar / İletişim Danışmanı
Köşe Yazıları ve Röportajlar Arşivi / Köşe yazısı · Star Kıbrıs

HAKKINIZI KİM KORUYOR?

Cem Kar yazı arşivi simgesi

Zaman-zaman düşünüyorum nasıl bir ülkede yaşıyoruz diye… Geçtiğimiz gün Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen “Öğlen Ajansı”nda stüdyo konuğum oldu ve şöyle bir ifade kullandı “Teknecik elektrik santralinde ki bacada filtre olması gerekiyor ancak yok!”. Ne yalan söyleyeyim duyduğumda dehşete kapıldım. Hatta dehşet anından kendimi alıp derhal Bakanımızla bu konuyu irdelemeye başladım. Düşünsenize karşınızdaki Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı ve size diyor ki biz elektriği üretirken çevreyi kirletiyoruz. Bunu demesi bir yana bulunduğu konum itibariyle buna derhal son vermesi gerekiyor ve kendiside zaten bu konuda çalışıldığını söylüyor. Fakat ne yazık ki yıllardır müthiş bir rahatlıkla tükettiğimiz elektrik çevreyi kirleterek üretiliyormuş…

Diğer taraftan konuya yaklaştığımızda, bir bakanın ağzından bunları duymak aslında düşündürücü; neden engel olunmadığı, yasal düzenlemelerin olup olmadığı, madem durum böyle neden adını Çevre Bakanlığı koyduğumuz bir makamın var olduğu? gibi sorular akıllardan çıkmıyor! Aslında tüm bu soruların cevabı çok açık, ‘yapmış olmak için yapmak’ alışkanlığımız burada da kendini gösteriyor! Mevzu Çevre Bakanlığının yaptıkları veya yapacakları değil, Çevre Bakanlığının olması, diğer bir deyişle popülizm…

Aynı çerçevede, ülkemizde sözde faaliyet gösteren “Tüketiciler Derneği”nden de söz etmek istiyorum. Aslını isterseniz bugün yazacaklarım bu konuyla ilgiliydi…

Sürekli tüketen bir toplum olarak tüketiciler derneğimizin faal olmayışı sizce de garip değil mi? Hepimizin bildiği şeyleri tekrar-tekrar yazmanın anlamsız olacağı düşüncesiyle, konuyu burada kapatıp, savunacak merciiler olmasa da en azından evrensel anlamda bilinçli birer tüketici olabilmemiz için haklarımızı öğrenmenin daha doğru olacağı görüşündeyim…

Evrensel Tüketici Hakları:

- Temel gereksinimlerin giderilmesi hakkı: Tüketicilerin yeme, içme, temiz bir çevrede yaşama, giyinme, barınma gibi biyolojik temel gereksinimlerinin karşılanması için alınan önlemler.

- Sağlık ve güvenlik hakkı: Tüketicilerin satın almış oldukları mal ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve kullanılma sürecinde karşılaşılan risklere ve tehlikelere karşı alınan önlemler

- Bilgilenme hakkı: Çeşitli mal ve hizmetleri satın alırken, niteliklerini, kullanılma koşullarını, fiyat, etiket vb. alanlardaki düzenlemeler ile tüketicinin bilgilendirilmesi.

- Temsil edilme, sesini duyurma ve örgütlenme hakkı: Tüketicilerin kendilerini ilgilendiren her konuda kamu kuruluşlarında; düşünce ve görüşlerini bildirme hakkı.

- Eğitilme hakkı: Haklarının ve sorumluluklarının neler olduğu ve doğru bir tüketicilik bilincine sahip olunabilmesi için tüketicilerin eğitimine ilişkin yapılan uygulamalar.

- Seçme hakkı: Tüketicilerin çeşitli mal ve hizmetler arasında gelir düzeyine göre tercih edebilme ve yapılan sözleşmeye tek taraflı fesh etme vb.

- Cayma hakkı: Belli bir süre içerisinde hiçbir gerekçe göstermeden, satın alınan mala zarar vermeksizin geri verebilme ve yapılan sözleşmeyi tek taraflı fesh etme vb.

- Tazmin edilme hakkı: Mal ve hizmet satın alımında zarar gören tüketicinin mağduriyetinin giderilmesi.

- Ekonomik çıkarların korunması hakkı: Reklamlar, kapıdan satışlar, kredili ve taksitli satışlar, tek taraflı sözleşmeler, tüketici kredileri, satış sonrası hizmetler, çeşitli kamu hizmetleri vb. konularda tüketicinin mağdur edilmemesi hakkı.

- Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı: Temiz, yeterli hava ve su için alınan tüm önlemler.

Trafikte saygılı olun! Bir bayram yazısı...---3.10.2008 _“Hayatınızın sadece çocukluk dönemini hatırlıyor olsaydınız_ _bu anılar içinde en ‘hit’ olanı ne olurdu?”_ Bu soru bana sorulsaydı cevaben “Tabii ki bayramlar” derdim herhalde. Her bayramın çocuklar için kendine özel farklılıkları vardır, önce bunu konuşalım…

Çocukların bakış açısıyla resmi bayramlar: “Resmi bayram” çocuklar için çok çekici değildir. Bi kere “resmi” sözcüğünün varlığı, samimiyet ve ciddiyet gerektirdiği için çocuklara pek uymaz; uymuyorda zaten. Dikkat edin çocuklar o günler de canları sıkıla sıkıla büyüklerin istediklerini yaparlar. Çocuklar için ilan edilen bayrama, o kadar resmiyet katmışız ki çocuklar değilde çocukları düşürdüğümüz haller sayesinde biz büyükler eğleniyoruz gibi geliyor bana... Neticede “resmi” sözcüğünün iticiliği biraz da bizim eserimiz.

Çocukların bakış açısıyla dini bayramlar: “Dini Bayram” anlam bakımından karışık ve derin olduğundan çocukların pek umrunda değildir; zaten aileler de bu karmaşayı çocuklara açıklama gereği duymaz. Fakat gerek maddi gerekse manevi anlamda çocukları mutlu etme yarışı alır başını gider. Bu neden ile çocukluk döneminde ki dini bayramlar da yaşadıklarımız genellikle eğlenceli şeylerdir. Lunapark eğlenceleri, harçlıklarda ki bolluk, cici cici kıyafetler vs.hep anılarımızda tazeliğini korur.

Gelelim yazımızın girişin de sorduğumuz sorunun benim açımdan olan cevabına… Sizler ne hatırlarsınız bilemem ama ben çok şey hatırlıyorum; eminim benim hatırladıklarımı anlatacağım alt satırlarda, sizinde anılarınız canlanacak.

Her bayram sabahı nedense mutlaka radyo açılır, radyoda da mutlaka Barış Manço’dan “Bugün Bayram” isimli şarkı çalardı; artık öylemi denk geliyordu yoksa ben mi abartıyorum bilmiyorum ama aklımda böyle kalmış.

Bayramların kendine ait modası olurdu! Yeni kıyafetler alınırken bu modaya mutlaka uyulurdu. Dikkat edin, bayramlar da genelde çocukların giydiği kıyafetler birbirine çok benzer.

Enflasyonlu bayram harçlıkları hemen tüketilmeliydi. Bu nedenle bayramlarda sırf “bu harçlıkları çocuklar hemen harcasın” diye düşünen, “çok düşünceli” bayram özel/ticari kuruluşları vardı. Mesela hep yazın gittiğimiz Lunaparklar, kışın ortasında ki bayramlar da dahi açık olurdu. Tabii bunun yanında bayram dışında asla bulamayacağımız –nedense- kızkaçıran, mantar tabancası, torpil, çat-pat tabancası vs. gibi birçok gereksiz oyuncak, bakkallarda olurdu.

Bayramlarda bir yüzsüzlük alırdı başını giderdi üstelik bu aile desteği ile olurdu. Normal zamanlarda asla izin verilmeyen birçok davranış, bayramlarda anlaşılır bir davranış biçimi halini alırdı. Bir başkasından alınmasına asla izin verilmeyen “para”, bayramda herkesten alınabilirdi. Bayram ziyaretlerinin ilk dakikalarında önce istemem diye rededilen bayram harçlığı, annelerin/babaların “oğlum/kızım al” sözlerine mütakip hafif yüz kızarıklıkları ile cebe/çantaya atılırdı. Tabii bu yüz kızarıklığı ile kendini gösteren utanma duygusu, ilerleyen saatlerde, verilen harçlığı az bulma –masum- yüzsüzlüğüne kadar giderdi.

Yazıya başlarken, yazının “nerede o eski bayramlar” çerçevesine girmesinden korkuyordum. Fakat ister istemez oraya geliyor söz; sanırım bu konuda hepimizin anlatacağı “eski bayramlar” başlıklı anıları var. Benim de varmış demek. Büyüdükçe, galiba “bizim çocukluğumuz da yaşanan bayramlar harikaydı” mantığı oturuyor. Bunun “çocukluğa özlem, hııım başka nedenler de olabilir” şeklindeki psikanaliz kısmını işin uzmanına bırakalım.

Tüm okurlarımın “Mübarek Ramazan Bayramını Kutlarım”. Trafikte lütfen saygılı olun! Cezalısınız---9.10.2008 _Teşbihte hata olmaz ilkesini benimseyerek KKTC devletini bir karaktere büründürme gibi gereksiz bir duyguya kapılsaydım, bu gereksizlik hali beni devleti “Gargamel”e benzetmeye kadar iterdi! Hani şu “Şirinler”e pusu kurduktan sonra ellerini ovuşturan veya elleriyle yapacaklarının heyecanını izleyiciye yansıtan ve bu davranış biçimini cömertçe sergileyen çizgi film karakteri var ya, o işte…_ ‘Mecburen almak zorunda bırakıldığınız’ araçlarınızla ilgili canım ülkemde sizin için özel olarak kurgulanmış bir sistem var. Sistemden önce ‘mecburen almak zorunda bırakıldığınız’ araçlardan söz edeyim: Yaşadığınız ülkede hiçbir koşul altında belli saatlerde, istediğiniz herhangi bir yere, herhangi bir toplu taşım aracı yoksa ve mecburen araç almak zorunda bırakılıyorsanız, ‘bu işte bir bit yeniği var’ demek sanırım aşırıya kaçmak olmaz; kaldı ki uygulamalara bakılırsa olmuyor da…

Aslında araçlarımızla ile ilgili son yapılan zamlara bakılırsa, ticari bir düşünce yapısıyla durum anlaşılabilir gözüküyor: Eğer bu ülkede iddialı bir şekilde ticari faaliyette bulunmayı düşünüyorsanız size ciddi kazanımlar sağlayacak otomobil sektörüne yönelmelisiniz.

Ancak bu uygulamaya devlet yönelirse yukarıda sözünü ettiğim ‘bu işte bir bit yeniği var’ durumu daha da netleşiyor. Yapılan zamlar karşısında toplumu temsil eden sivil toplum örgütlerinin artık isyan boyutlarına ulaşan feryatları da kaçınılmaz oluyor.

Düşünsenize birileri sizi araç almak zorunda bırakıyor, araçları alınca da sizden çok yüksek miktarlarda vergi istiyor. Siz bu duruma isyan edince de ‘e almasaydın o arabayı’ diyor. Bu durum vergiyle sınırlı kalmıyor. Toplu taşım araçlarının olmayışı gereksiz bir trafikle uğraşmamızı sağlamanın yanında, zaman ve dünyamızın en büyük derdi enerji savurganlığına sebep oluyor. Küresel ısınma bu boyutlardayken devlet eliyle oluşan bu savurganlık ister istemez insanı hayrete düşürüyor.

Peki, bu iş bu kadarla mı kalıyor? Elbette hayır! Toplu tüketimde başrolü kaptırmayan otomobil sektöründe devlet alacakları dalgınlıklarınızla doğru orantılı olarak artıyor. Buna resmi dilde ‘gecikme zammı’ adı altında cezalar deniyor. Kıbrıs sorunu, eylemler, vb. gibi şeylerle beyniniz bunalmışken seyrüsefer verginizi takip etmezseniz ve geç verirseniz cezanız var demektir. Yine aynı beyin bunaltısı vücutta hali hazırda mevcutken belli bir tarihi olmayan, tek bir yerde duyurulan ve hiç başka işiniz yokmuş gibi sürekli takip etmek zorunda olduğunuz ‘araç muayene’ tarihini kaçırırsanız vay halinize… Muayeneden geçmemiş beklide hastalıklı bir araçla trafikte seyir halinde olmak bir yana ‘gecikme zammı’ adı altında maddi zarara neden olan yüksek miktarda bir ceza sizi bekliyor demektir.

Bu yazıyı yazmamdaki amaç cezaların olması değil! Sorumluluğunuz gereği yapmanız gerekenleri yapmadığınızda ceza almanız şüphesiz kaçınılmaz bir durum ve bu hayatın çocukluktan itibaren var olan bir gerçeği. Ancak bu gerçek çok yüksek oranlarda ceza ödememizi gerektiren ve cezalar üzerine kurulmuş bir devlet sistemini aklamıyor. Devlet vatandaşlarına cömert yüzünü göstermeli ki vatandaşlarda sorumluluklarını aynı anlayış ve sevecenlikle yerine getirebilsin. Kim bilir beklide bu sistem Maliye Bakanımızın ağzından duyduğumuz % 50’nin üzerinde ki vergi kaçağının olmasının nedenini açıklıyor olabilir. Sizce?

Kaynak sayfayı görüntüle ↗