Başlığı okuduğunuza ve damgalamak için hazırlandığınıza eminim… Çekinmeyin, çıkarın çekmecelerinizden hazırda tuttuğunuz kaşeleri… Alın elinize kaşelerinizi, hazırlanın damgalamaya; ‘Talat’çı, ‘Eroğlu’cu, ‘Ertuğruloğlu’cu, ‘çözüm’cü, çözüm karşıtı kaşelerini, basın Cem Kar’ın resminin üzerine…
Ancak heyecanlanmadan, elleriniz titremeden yapın! Ve yine okumadan, anlamadan, “yahu bu adam ne demiş” diye bakmadan yapın bu damgalama olayını…
Sorgusuz, sualsiz yapın! Artık refleks haline getirdiğiniz (yani hareketi yapmadan önce düşünmenize bile gerek kalmayacak şekilde) bu davranış biçimini uygulamaya sokun!
Siz seversiniz “bizden değil” demeyi… Seversiniz bu şekilde etki altına alıp istediğinizi yaptırmayı!
Okumayın aşağıda yazdıklarımı… Gerek yok!
Zira başlığı okudunuz ve hükmünüzü verdiniz; bundan sonrasının önemi yok!
Bu şekilde davrandınız yıllarca, ayırdınız toplumu ‘sizden olan’ ve ‘olmayanlar’ için…
Biriniz geldi kendinden önce işe alınanları “bizden değil” diye attı…
Diğeriniz geldi kendinden sonra işe alınanları “bizden değil” diye attı…
Holigan yaptınız partililerinizi; haksızlıklarınızı bu şekilde örtbas etmeye çalıştınız…
Holiganlarınızı, yarattığınız mağdurların üstüne saldınız… Birbirinizden farkınız olmadı; yıllar sizi birbirinize yakınlaştırdı… Ne sağınız kaldı, ne solunuz… Yok birbirinizden farkınız. Bu ülkeyi güzelleştirebilmeniz için, yıllarca imkan verildi; ganimet saydınız bunları, dağıttınız yandaşlarınıza… Unuttunuz ülkenizi, sorunlarını! Unuttunuz halkın bütününü; biriniz geldi halkın bir yarısını mağdur etti; diğeriniz, diğer yarısını…
Yediniz, içtiniz, taş üstüne taş koymadınız… Kendi zenginlerinizi yarattınız...
İsyan edeni, vatan haini, işbirlikçi, çözüm karşıtı, Türkiyeci, Rumcu, taksimci, diye nitelendirdiniz… Damgaladınız onları, damgalattırdınız… Bu sayede tüm halkı, medyayı kategorize ettiniz. Ve buna siyaset dediniz!
Kendi siyasetinizi yarattınız…
Şimdi de aynı oyunu uygulamaya soktunuz… Fikir ortaya koyarak, bir şeyler üreterek değil, karşı suçlamalarla… Eleştirilere kulak asarak, dersler çıkarıp, öz eleştiri yaparak değil, kategorize ederek… Popülizm yaparak bu deveyi gütmenin peşindesiniz…
Yaptıklarınız kendinize kolay seçmen yaratmakla ilgiliydi… Söylediklerinize kulak asan, yaptıklarınızı sorgulamayan bir seçmen… Şimdi o seçmenin karşısına geçip aynı pilavı ısıtıp, ısıtıp satıyorsunuz!
Ve seçimlerin sonunda buna “kazanma” diyeceksiniz! Şimdiden ‘zaferiniz’ kutlu olsun!
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!
Not: Yazının başlığının bir önemi yok! Yazı başlıkla ilgili değil! Başlık, yazıyı okumanızla ilgiliydi. İlgiyle okumanız temennisiyle… “Paramız varsa ilacımızı alırız, paramız yoksa da ölürüz…” ---2.04.2010 Önceki gün Gemikonağı Muhtarı Ahmed Ced, özel telefonumdan aradı, söyledikleri canımı çok yaktı… Ardından bu problemi kamuoyuyla paylaşmak istedim ve kendisini Ada Tv’deki programıma telefonla bağladık…
Dün Star Kıbrıs’ında manşetten duyurduğu söz konusu konuşmada bakın Sn. Ced neler söylüyor: “Ben şeker hastasıyım. Cengiz Topel Hastanesi’ne gittiğimde kontrolden sonra doktor hap yazıyor. Ondan sonra eczaneye girdiğimiz zaman ‘ilaç kalmadı, dışarıdan al’ diyorlar. Aspirin bile yok. Sağlık Bakanı geçen hafta hapların eksik olmadığını dile getirmişti. Nasıl oluyor da bu hastane de bir aspirin bile yok? Cengiz Topel’deki eczanede şu anda hiçbir ilaç yok. Param olunca ilaçları dışarıdan alabiliyorum ama param yokken alamıyorum. Param olmadığı zaman ne olacak? Eğer hastanede bu ilaçları vermeyeceklerse, bize ‘bu hastanede artık ilaç dağıtımı yapılmıyor, başınızın çaresine bakın’ desinler. Bizde paramız varsa ilacımızı alırız, paramız yoksa da ölürüz…”
Dikkat!!! “Paramız yoksa ölürüz…” diyor Sn. Ced… duyuyor musunuz?
…
BELLİ Kİ DUYMAMIŞSINIZ…
İlaç Eczacılık Dairesi Müdürü Sn. Ayten Kutalp ile yine Star Kıbrıs’ın gündeme getirdiği insülün konusu hakkında telefonla konuşmuştuk, kendisi böyle şeyler olduğunda aramamız gerektiğini söylemiş, ilaçlarla ilgili sorunların bittiğini, ihalelerin sonuçlandığını ve ilaçların yolda olduğunu söylemişti. Ancak görünen o ki kendisi bu konularla pek ilgilenmiyor? Zira ilaç sorunu aylardır Cengiz Topel hastanesin de devam ediyor. Ve söylediğinin aksine çözülmemiş…
Ayrıca konuyu televizyonda işliyoruz ve manşetten duyuruyoruz ancak söz konusu birimimizden ‘çıt’ yok! Ne bir yalanlama, ne de açıklama geliyor… Peki bu insanlar ne yapacak? Ülkenin dört bir yanına aynı hizmeti vermekle yükümlü olan devletimizin bu birimi Lefke bölgesini aylardır neden ihmal ediyor? Bu arada ülkenin diğer bölgelerinde de aynı sorun var mı? Yoksa bu ‘yoksunluk’ sadece Cengiz Topel’e mi ait?
Sn. Ayten Kutalp siz Lefke’de oturuyor olsaydınız ve aynı şartları taşıyor olsaydınız siz ne yapardınız? Hiç empati yaptınız mı? Size hiç “paramız varsa ilacımızı alırız, paramız yoksa da ölürüz…” diyen oldu mu?
Peki şu anda parası olmayanları düşünüyor musunuz? Yani onlar acaba ne yapıyor? Bu ilaçları dışarıdan nasıl tedarik ediyor? Ne yapıyorlar? Onlardan haberiniz var mı?
Bu arada Sn. Ced aynı konuşmada şöyle diyor: “Sağlık Bakanlığı bu konuya el atsın ve hastaneleri denetlesin. Hastaneye giden insan depresyona uğruyor.”
Bakanlığın bu olaylardan haberi var mı?
Cevabı düşündükçe ürktüğümü belirtmeliyim…
Zira ‘ya haberi varsa ve bir şey yapmıyorsa?’
Daha kötüsü ‘ya haberi yoksa?’
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! KAFAM KARIŞTI: “NEREYE BAĞLANIYORUZ?” ---6.04.2010 2004 yılında bir evetle bizi dünyaya bağlayan Sn. Talat, bu sefer bizi Türkiye’ye bağlamayı hedefliyor…
Dün Afrika’da da yer alan bu konu hakkında ki haber gün boyu konuşuldu…
Sonra dikkatimi çekti ve diğer afişlere de baktım ‘Dünyaya Bağlanma’, ‘Geleceğe Bağlanma’ vs. şeklinde ülkenin dört bir yanında bu afişler var.
Şimdi kafam karıştı benim ve sormak istiyorum: “Nereye bağlanıyoruz?” ve “Nasıl?”
ŞU “ULUSAL KONSEY” MESELESİ
Çok komik ve garip bir durum var ortada…
Komik olan:
Eroğlu’nun “Seçilirsem Ulusal Konsey kuracağım” demesi!
Garip olansa:
Ulusal Konsey’in oluşmasını sağlayacak olan konumdayken bunu söylemesi…
Yani aslında Sn. Eroğlu şu anki pozisyonunda bunu yapabilir. Zira Cumhurbaşkanlık makamı yasa yapmaz…(Konsey’in oluşması için yasasının yapılması gerekiyor ve söz konusu yasayı ancak meclis yapabilir.)
Bu noktada “UBP iktidarda olacak, Eroğlu seçildiğinde hükümet bu yasayı yapar” diyorsanız aman demeyin!
Neden mi?
Çünkü bu “Eroğlu Cumhurbaşkanı olduğunda, yerine geçecek olan Başbakan’ı da yönetecek” anlamına geliyor…(Ki bu durumda Sn. Eroğlu’nun yerine geçecek olan Başbakan şunu sormaz mı: “davul bende tokmak başkasında mı olacak?”)
Çünkü bu “Talat’ın müzakereciliğinden rahatsız olduğunu sürekli gündeme getiren UBP, neden son bir yıldır hükümette olmasına rağmen Ulusal Konsey’i kurmadı?” sorusunu gündeme getiriyor…
Şahsi fikrime gelince Ulusal Konsey’in kurulması, sürecin istikbali ve müzakere sürecinde belli bir kadro dışında, daha geniş katılımı sağlayarak, aklın yolunun bulunmasını sağlayabilir. Ayrıca pazarlıkta manevra kabiliyetinizi arttırır…
Bu noktada CTP ve Talat buna ısrarla neden karşı çıkıyor anlamış değilim! Böylesi bir kurumun (onların görüşlerine göre) ne zararı olabilir ki?
Seçim sürecinde söylenenlerin söylemde kaldığı ülkemizde, belki de bir farklılık olur ve söz konusu konsey umarım kurulur…
Çevrenize dikkat edin, temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun! Ah 18 Nisan Ahhh… ---9.04.2010 Ülkede her şeyi politik hale getirdiğimizden “işin doğrusu ne?” diye araştırmaya kalktığımızda hiçbir şeyi elde edemiyoruz… Her kafadan YANLI ses çıktığından çözüm bulmak imkansız hale geliyor…
Karşı suçlamalarla, niyet okumalarla hareket ediyor; karşı tarafa söz hakkı vermiyor, hatta önyargıyla yaklaşıyor ve iç siyasetimizde çözümsüzlüğü körüklüyoruz…
Sorunlarımız büyüdükçe büyüyor…
Sorunlara ses çıktığında politik olarak nitelendiriyor, sorun olmadığını söylüyoruz…
Peki sorun olmayan yerde çıkan sorun ne?
Bu tamamen politik mi?
Örneğin: AÖA’da ne yaşanıyor?
Atatürk Öğretmen Akademisi Öğrencileri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ün özel bir üniversitenin Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü’ne “açma ön izni” vermesi üzerine başlattığı, derslere girmeme eylemlerini halen sürdürüyor. KTÖS ve AÖA’dekilere göre söz konusu izin AÖA’nin zamanla kapatılması anlamını taşıyor. Bu nedenle uzun zamandır eylemdeler ve hatta okullarda grev yapılıyor…
Hal böyleyken karşı taraftan Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ü bu iddiaları yanıtlaması için Öğlen Ajansı programında telefona bağladım. Sn. Bakan AÖA’nın kapatılması gibi bir durumun söz konusu olamayacağını aksine AÖA’nın daha da güçlü olması için çalıştıklarını söyledi. Sn. Dürüst ayrıca AÖA öğrencilerinin iş garantisinin devlet olduğunu bunda bir değişiklik olmadığının altını çiziyor.
Bir tarafta okullarının kapatılacağını iddia eden bir kesim var, diğer taraftansa bunun aksini söyleyen yetkili isim… Ancak karşılıklı güvensizlik ve politik düşünce bakın bizi ne hale getiriyor.
Aynı şey Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yaşanıyor!
Etrafımız “kim doğru söylüyor” veya “doğrusu ne?” gibi sorular soran kafası karışmış vatandaşla dolu…
Tek egemenlik, toprakların peşkeş çekilmesi, ekonomik teslimiyet, federasyon-konfederasyon polemiği vs. gibi konularda vatandaşın kafası öylesine karışık ki, kimin doğruyu söylediği, kimin halkı aldattığı birbirine girmiş durumda…
Anketler yayınlanıyor; üzerine yorumlar yapılıyor! Önce rakamlarla oynandığı iddia ediliyor, sonra kendi içinde çeliştiği söyleniyor. En bilimsel konuda bile siyasi düşüncemiz mantığımızın ve bilimin önüne geçebiliyor…
Bir aday “bana oy vermezseniz KKTC yok olacak.Bu bir varoluş seçimidir” diyor, diğer adaysa “bana oy vermezseniz çözümü unutun. Tüm dünya üstümüze çullanır. Koparız dünyadan” diyor.
Bunun üstüne birde patlayan bombalar, kırılan camlar ve yapılan ihbarlar eklenince, iş daha da başka bir boyuta ulaşıyor.
Ayrıca KTHY’nda olduğu gibi işten durdurulanlar birden bire işe geri alınıyor. Samimiyetsiz olan bu politika, daha çiçeği burnunda olan müdürün bile midesini bulandırıyor ve adam basıyor istifayı…
Süreç içinde öyle şeyler yaşanıyor ki, “bir an önce şu 18 Nisan gelsin de bitsin şu işkence” diyesi geliyor insanın…
Ah 18 Nisan ahhh, ne hale soktun bu ülkeyi?
Çevrenize dikkat edin temiz tutun ve lütfen trafikte saygılı olun!